| |Sahife No|
|:-:|:-:|
|YİRMİDOKUZUNCU SÖZ:
﴿ قُلِ الرُّوحُ مِنْ اَمْرِ رَبّ۪ي ﴾ وَالْمُؤْمِنُونَ يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَمَلٰئِكَتِهِ
﴿ وَمَٓا اَمْرُ السَّاعَةِ اِلَّا كَلَمْحِ الْبَصَرِ اَوْ هُوَ اَقْرَبُ ﴾
﴿ مَا خَلْقُكُمْ وَلَا بَعْثُكُمْ اِلَّا كَنَفْسٍ وَاحِدَةٍ ﴾
âyetlerinin meâlindeki yüzer âyâtın Haşir ve Bekà-i Rûh’a ve Melâike’ye dair üç mühim hakikatini tefsir eder. Bekà-i Rûh’u o kadar güzel isbât eder ki: Cesedin vücûdu gibi, rûhun bekàsını gösterir. Ve melâikenin vücûdlarını Amerika insanlarının vücûdları gibi isbât eder. Ve Haşir ve Kıyâmet’in vücûd ve tahakkuklarını o kadar mantıkî ve aklî bir sûrette isbât eder ki: Hiçbir feylesof, hiçbir münkir i'tirâza mecâl bulamaz. Teslîm olmazsa da mülzem olur. Hususan âhirindeki “ Remizli Nüktenin Sırrı ” nâmıyla Haşr-i Ekber’in esbâb-ı mûcibesini ve hikmetlerini öyle bir tarzda beyân eder ki; tılsım-ı kâinâtın üç muammâsından bir muammâsını gayet parlak bir sûrette halleder. (Hâşiye) [^1] |[491](/sözler/yirmidokuzuncu-söz/372/2/491/520#4912)|
|OTUZUNCU SÖZ:
﴿ قَدْ اَفْلَحَ مَنْ زَكّٰيهَا ❀ وَقَدْ خَابَ مَنْ دَسّٰيهَا ﴾ ﴿ عَالِمِ الْغَيْبِ لَا يَعْزُبُ عَنْهُ مِثْقَالُ ذَرَّةٍ فِي السَّمٰوَاتِ وَلَا فِي الْاَرْضِ وَلَٓا اَصْغَرُ مِنْ ذٰلِكَ وَلَٓا اَكْبَرُ اِلَّا ف۪ي كِتَابٍ مُب۪ينٍ ﴾
âyetlerinin enâniyet-i insaniye ve tahavvülât-ı zerrât hakkındaki hakikate dair gelen âyâtın iki mühim sırrını iki maksad ile beyân eder.
Birinci Maksad: Enâniyet-i insaniyenin muammâ-yı acîbesini hallederek silsile-i diyânet ile silsile-i felsefenin menşe'lerini gayet parlak bir tarzda gösterir.|[521](/sözler/otuzuncu-söz/420/2/521/544#5212)|
[^1]: Yirmidokuzuncu Söz’ün göz ile görünen bir kerâmeti var. Ezcümle onaltı sahifesinde ihtiyarsız, tasannu'suz her sahifenin satırlarının başlarında onaltı elif gelmesidir. Bu tevâfuku görmek isteyenler, eski harfli nüshasına müracaat etsinler.
