İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 332 / 765
332

doğruya ona baktığın için anlamışsın ki, mazharlarda görünen ve âyinelerde müşâhede olunan Güneş degil, belki bir nev'i cilveleridir, bir çeşit renkli akisleridir. Çendan o akisler onun ünvânlarıdır. Fakat bütün âsâr-ı haşmetini gösteremiyorlar. İşte şu hakikatle karışık temsîlde, böyle başka başka üç tarîk ile kemâle gidilir. Ve o kemâlâtın mezâyâsında ve mertebe-i şühûdun tafsilâtında başka başkadırlar. Fakat neticede ve Hakk’a iz'ân ve hakikati tasdikte ittifak ederler. İşte, nasıl bir gece adamı ki, hiç Güneş’i görmemiş. Yalnız Kamer âyinesinde bir gölgesini görüyor. Güneş’e mahsûs haşmetli ziyâyı, dehşetli câzibeyi aklına sığıştıramıyor. Belki görenlere teslîm olup taklid ediyor. Öyle de: Veraset-i Ahmediye (A.S.M.) ile Kadîr ve Muhyî gibi isimlerin mertebe-i uzmâsına yetişmeyen, Haşr-i A'zam’ı ve Kıyâmet-i Kübrâ’yı taklidî olarak kabûl eder, “Aklî bir mes'ele değildir.” der. Çünkü; hakikat-i Haşir ve Kıyâmet, İsm-i A'zam’ın ve bazı esmânın derece-i a'zamının mazharıdır. Kimin nazarı oraya çıkmazsa taklide mecburdur. Kimin fikri oraya girse, Haşir ve Kıyâmet’i, gece-gündüz, kış ve bahar derecesinde kolay görür, itmi'nân-ı kalb ile kabûl eder.

İşte şu sırdandır ki: Haşir ve Kıyâmet’i en a'zam mertebede, en ekmel tafsilâtla Kur'ân zikrediyor. Ve İsm-i A'zam’ın mazharı olan Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselâm ders veriyor. Ve eski peygamberler ise, hikmet-i irşadın iktizasıyla bir derece basit ve ibtidâî bir hâlde olan ümmetlerine Haşr’i, en a'zam bir derecede en geniş bir tafsilâtla ders vermemişler. Hem şu sırdandır ki; bir kısım ehl-i velâyet, bazı erkân-ı îmâniyeyi mertebe-i uzmâsında görmemişler veya gösterememişler. Hem şu sırdandır ki, Mârifetullâh’ta derecât-ı ârifîn çok tefâvüt ediyor. Daha bunlar gibi çok esrâr şu hakikatten inkişaf eder. Şimdi şu temsîl, hem bir derece hakikati ihsâs ettiğinden, hem hakikat çok geniş ve çok derin olduğundan biz dahi temsîl ile iktifâ ediyoruz. Haddimizin ve tâkatimizin fevkınde olan esrâra girişmeyeceğiz.

Üçüncü Dal

ÜÇÜNCÜ DAL: Kıyâmet alâmetlerinden ve âhirzaman vukûâtından ve bazı a'mâlin fazilet ve sevâblarından bahseden ehâdîs-i şerîfe güzelce anlaşılmadığından, akıllarına güvenen bir kısım ehl-i ilim, onların bir kısmına “zaîf” veya “mevzû” demişler. Îmânı zaîf ve enâniyeti kavî bir kısım da inkâra kadar gitmişler.

Şimdi tafsîle girişmeyeceğiz. Yalnız “Oniki Asıl” ı beyân ederiz.

Birinci Asıl

Birinci Asıl: Yirminci Söz’ün âhirindeki suâl ve cevapta izâh ettiğimiz mes'eledir. İcmâli şudur ki: Din bir imtihandır, bir tecrübedir. Ervâh-ı àliyeyi, ervâh-ı sâfileden tefrik eder. Öyle ise, ileride herkese göz ile görülecek vukûâtı öyle bir tarzda bahsedecek ki; ne bütün bütün mechûl kalsın, ne de bedîhî olup herkes ister istemez tasdike mecbur kalsın.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.