İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 242 / 765
242

İlhâm olunan nüktelerin sûreti şudur:

Birinci Nükte

Birinci Nükte: Kur'ân-ı Hakîm’de çok hâdisât-ı cüz'iye vardır ki, herbirisinin arkasında bir düstur-u küllî saklanmış ve bir kanun-u umumînin ucu olarak gösteriliyor. Nasıl ki, ﴾ عَلَّمَ آدَمَ الْاَسْمَٓاءَ كُلَّهَا ﴿ Hazret-i Âdem’in melâikelere karşı kàbiliyet-i hilâfet için bir mu'cizesi olan ta'lim-i esmâdır ki, bir hâdise-i cüz'iyedir. Şöyle bir düstur-u küllînin ucudur ki; nev'-i beşere câmiiyet-i isti'dat cihetiyle ta'lim olunan hadsiz ulûm ve kâinâtın envâ'ına muhît pek çok fünûn ve Hàlık’ın şuûnât ve evsâfına şâmil kesretli maârifin ta'limidir ki; nev'-i beşere, değil yalnız melâikelere, belki semâvât ve arz ve dağlara karşı emânet-i kübrâyı haml da'vâsında bir rüchâniyet vermiş ve hey'et-i mecmuasıyla arzın bir halife-i manevîsi olduğunu Kur'ân ifhâm ettiği misillû; “Melâikelerin Âdem’e secdesiyle beraber, şeytanın secde etmemesi” olan hâdise-i cüz'iye-i gaybiye, pek geniş bir düstur-u külliye-i meşhûdenin ucu olduğu gibi, pek büyük bir hakikati ihsâs ediyor. Şöyle ki:

Kur'ân, şahs-ı Âdem’e melâikelerin itâat ve inkıyadını ve şeytanın tekebbür ve imtina'ını zikretmesiyle; nev'-i beşere, kâinâtın ekser maddî envâ'ları ve o envâ'ın manevî mümessilleri ve müekkelleri musahhar olduklarını ve nev'-i beşerin hàssalarının bütün istifadelerine müheyyâ ve münkàd olduklarını ifhâm etmekle beraber, o nev'in isti'dâdâtını bozan ve yanlış yollara sevkeden mevâdd-ı şerîre ile onların mümessilleri ve sekene-i habîseleri, o nev'-i beşerin tarîk-ı kemâlâtında ne büyük bir engel, ne müdhiş bir düşman teşkil ettiğini ihtar ederek Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyân, bir tek Âdem’le cüz'î hâdiseyi konuşurken bütün kâinâtla ve bütün nev'-i beşerle bir mükâleme-i ulviye ediyor.

İkinci Nükte

İkinci Nükte: Mısır Kıt'ası, kumistan olan Sahrâ-yı Kebîr’in bir parçası olduğundan Nil-i Mübârek’in feyziyle gayet mahsuldâr bir tarla hükmüne geçtiğinden, o Cehennem-nümûn sahrâ komşuluğunda şöyle Cennet-misâl bir mevki-i mübârekin bulunması, felâhat ve zirâati, ahâlisinde pek merğûb bir sûrete getirmiş ve o sekenenin seciyesine öyle tesbit etmiş ki, zirâati kudsiye ve vâsıta-i zirâat olan “Bakar”ı ve “Sevr”i mukaddes, belki ma'bûd derecesine çıkarmış. Hattâ o zamandaki Mısır milleti sevre, bakara, ibâdet etmek derecesinde bir kudsiyet vermişler. İşte o zamanda benî-İsrail dahi o kıt'ada neş'et ediyordu ve o terbiyeden bir hisse aldıkları, “İcl” mes'elesinden anlaşılıyor.

İşte Kur'ân-ı Hakîm, Hazret-i Mûsa Aleyhisselâm’ın risaletiyle, o milletin seciyelerine girmiş ve isti'datlarına işlemiş olan o bakar-perestlik mefkûresini kesip öldürdüğünü, bir bakarın zebhi ile ifhâm ediyor.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.