İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 261 / 765
261

kelâm ver, âyâtında bir mevki ver.” Elbette o dâire-i Rubûbiyet’in tayyareleri olan seyyârât, Arz, Kamer; Kur'ân nâmına diyecekler: “Burada cirmin kadar bir mevki alabilirsin.” Eğer beşerin tahte'l-bahirleri, Âyât-ı Kur'âniye’den mevki isteseler; o dâirenin tahte'l-bahirleri, (yani bahr-i muhît-i havâîde ve esîr denizinde yüzen) zemin ve yıldızlar ona diyecekler: “Yanımızda senin yerin, görünmeyecek derecede azdır.” Eğer elektriğin, parlak, yıldız-misâl lambaları, hakk-ı kelâm isteyerek, âyetlere girmek isteseler, o dâirenin elektrik lambaları olan şimşekler, şahablar ve gök yüzünü zînetlendiren yıldızlar ve misbâhlar diyecekler: “Işığın nisbetinde bahis ve beyâna girebilirsin.” Eğer havârık-ı medeniyet, dekàik-ı san'at cihetinde haklarını isterlerse ve âyetlerden makam taleb ederlerse o vakit, bir tek sinek onlara: “Susunuz!” diyecek. “Benim bir kanadım kadar hakkınız yoktur. Zîra sizlerdeki, beşerin cüz'-i ihtiyarıyla kesbedilen bütün ince san'atlar ve bütün nâzik cihâzlar toplansa benim küçücük vücûdumdaki ince san'at ve nâzenîn cihâzlar kadar acîb olamaz...

﴿ اِنَّ الَّذ۪ينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ لَنْ يَخْلُقُوا ذُبَابًا وَلَوِاجْتَمَعُوا لَهُ ﴾

ilâ âhir.. âyeti sizi susturur”.

Eğer o hàrikalar, dâire-i ubûdiyete gidip o dâireden haklarını isterlerse, o zaman o dâireden şöyle bir cevab alırlar ki: “Sizin münâsebetiniz bizimle pek azdır ve dâiremize kolay giremezsiniz. Çünkü: Programımız budur ki: Dünya bir misâfirhânedir. İnsan ise, onda az duracaktır ve vazifesi çok bir misâfirdir ve kısa bir ömürde hayat-ı ebediyeye lâzım olan levâzımatı tedârik etmekle mükelleftir. En ehemm ve en elzem işler, takdim edilecektir. Hâlbuki siz, ekseriyet itibariyle şu fânî dünyayı bir makarr-ı ebedî nokta-i nazarında ve gaflet perdesi altında, dünya-perestlik hissiyle işlenmiş bir sûret sizde görülüyor. Öyle ise, hak-perestlik ve âhireti düşünmeklik esâsları üzerine müesses olan ubûdiyetten hisseniz pek azdır. Lâkin, eğer kıymetdâr bir ibâdet olan sırf menfaat-i ibâdullâh için ve menâfi'-i umumiye ve istirahat-i âmmeye ve hayat-ı ictimâiyenin kemâline hizmet eden ve elbette ekalliyet teşkil eden muhterem san'atkârlar ve mülhem keşşâflar, arkanızda ve içinizde varsa o hassas zâtlara şu remz ve İşârât-ı Kur'âniye –sa'ye teşvik ve san'atlarını takdir etmek için– elhak kâfî ve vâfîdir...”

#### İkincisi

İKİNCİ SUÂLE CEVAB:

Eğer desen: “Şimdi şu tahkîkattan sonra şübhem kalmadı ve tasdik ettim ki; Kur'ân’da, sâir hakàikla beraber, medeniyet-i hâzıranın hàrikalarına

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.