İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 436 / 765
436

Altıncı Nokta

Altıncı Nokta: Kur'ân’ın altı ciheti nurânîdir; sıdk ve hakkâniyetini gösterir. Evet, altında, hüccet ve bürhân direkleri; üstünde, sikke-i i'câz lem'aları; önünde ve hedefinde, saâdet-i dâreyn hediyeleri ve arkasında nokta-i istinâdı, vahy-i semâvî hakikatleri; sağında, hadsiz ukùl-ü müstakîmenin deliller ile tasdikleri; solunda, selîm kalblerin ve temiz vicdânların ciddi itmi'nânları ve samîmî incizabları ve teslîmleri, Kur'ân’ın fevkalâde, hàrika, metîn, hücum edilmez bir kal'a-i semâviye-i arziye olduğunu isbât ettikleri gibi; altı makamdan dahi O’nun ayn-ı hak ve sâdık olduğunu ve beşerin kelâmı olmadığını ve yanlışı bulunmadığını imza eden, başta, bu kâinâtta dâima güzelliği izhâr, iyiliği ve doğruluğu himâye ve sahtekârları ve müfterîleri imha ve izâle etmek âdetini bir düstur-u fa'âliyet ittihàz eden bu kâinâtın Mutasarrıf’ı, o Kur'ân’a âlemde en makbûl, en yüksek, en hâkimâne bir makam-ı hürmet ve bir mertebe-i muvaffakıyet vermesiyle O’nu tasdik ve imza ettiği gibi, İslâmiyet’in menba'ı ve Kur'ân’ın tercümânı olan Zât’ın (A.S.M.) herkesten ziyâde O’na i'tikàd ve ihtiramı ve nüzûlü zamanında uyku gibi bir vaziyet-i nâimânede bulunması ve sâir kelâmları O’na yetişememesi ve bir derece benzememesi ve ümmiyetiyle beraber gitmiş ve gelecek hakîki hâdisât-ı kevniyeyi, gaybiyâne, Kur'ân ile tereddüdsüz ve itmi'nân ile beyân etmesi ve çok dikkatli gözlerin nazarı altında hiçbir hile, hiçbir yanlış vaziyeti görülmeyen o tercümân, bütün kuvvetiyle Kur'ân’ın herbir hükmünü öyle îmân ve tasdik edip hiçbir şey O’nu sarsmaması dahi Kur'ân’ın semâvî, hakkâniyetli ve kendi Hàlık-ı Rahîm’inin mübârek kelâmı olduğunu imza ediyor.

Hem, nev'-i insanın humsu, belki kısm-ı a'zamı, göz önündeki o Kur'ân’a müncezibâne ve dindarâne irtibatı ve hakikat-perestâne ve müştâkàne kulak vermesi ve çok emârelerin ve vâkıaların ve keşfiyâtın şehâdetiyle, cin ve melek ve rûhâniler dahi, tilâveti vaktinde pervâne gibi etrafında hak-perestâne toplanmaları, Kur'ân’ın kâinâtça makbûliyetine ve en yüksek bir makamda bulunduğuna bir imzadır.

Hem, nev'-i beşerin umum tabakaları, en gabî ve âmîden tut, tâ en zekî ve âlime kadar herbirisi, Kur'ân’ın dersinden tam hisse almaları ve en derin hakikatleri fehmetmeleri ve yüzer fen ve ulûm-u İslâmiyenin ve bilhassa şerîat-ı kübrânın büyük müçtehidleri ve usûlü'd-din ve ilm-i kelâmın dâhî muhakkìkleri gibi, her tâife kendi ilmine ait bütün hâcâtını ve cevablarını Kur'ân’dan istihrâc etmeleri, Kur'ân’ın menba'-ı hak ve mâden-i hakikat olduğuna bir imzadır.

Hem edebiyâtça en ileri bulunan Arab edîbleri –şimdiye kadar Müslüman olmayanlar– muârazaya pekçok muhtaç oldukları hâlde, Kur'ân’ın i'câzından yedi büyük vechi varken, yalnız bir tek vechi olan belâğatının tek bir sûresinin mislini getirmekten istinkâfları ve şimdiye kadar gelen

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.