عَلَيْهِ صَلَوَاتُ الرَّحْمٰنِ مِلْءَ الدُّنْيَا وَدَارِ الْجِنَانِ ❀
اَللّٰهُمَّ صَلِّ وَسَلِّمْ عَلٰى عَبْدِكَ وَرَسُولِكَ ذٰلِكَ الْحَبِيبِ الَّذِي هُوَ سَيِّدُ الْكَوْنَيْنِ وَفَخْرُ الْعَالَمَيْنِ وَحَيَاةُ الدّٰارَيْنِ
وَوَسِيلَةُ السَّعَادَتَيْنِ وَذُو الْجَنَاحَيْنِ وَرَسُولُ الثَّقَلَيْنِ وَعَلٰى آلِهِ وَصَحْبِهِ اَجْمَعِينَ
وَعَلٰى اِخْوٰانِهِ مِنَ النَّبِيِّينَ وَالْمُرْسَلِينَ آمِينَ ❀
Altıncı Hakikat
ALTINCI HAKİKAT:
Bâb-ı Haşmet ve Sermediyet olup, İsm-i Celîl ve Bâkî cilvesidir.
Hiç mümkün müdür ki; bütün mevcûdâtı güneşlerden, ağaçlardan zerrelere kadar emirber nefer hükmünde teshìr ve idare eden bir haşmet-i Rubûbiyet; şu misâfirhâne-i dünyada muvakkat bir hayat geçiren perîşan fânîler üstünde dursun.. sermedî, bâkî bir dâire-i haşmet ve ebedî, àlî bir medâr-ı Rubûbiyet’i icâd etmesin!
Evet şu kâinâtta görünen mevsimlerin değişmesi gibi haşmetli icraat.. ve seyyârâtın tayyare-misâl hareketleri gibi azametli harekât.. ve arzı insana beşik, güneşi halka lamba yapmak gibi dehşetli teshìrat.. ve ölmüş, kurumuş küre-i arzı diriltmek, süslendirmek gibi geniş tahvîlât gösteriyor ki; perde arkasında böyle muazzam bir Rubûbiyet var; muhteşem bir saltanatla hükmediyor. Böyle bir Saltanat-ı Rubûbiyet, kendine lâyık bir raiyet ister ve şâyeste bir mazhar ister.
Hâlbuki görüyorsun; mâhiyetçe en câmi' ve mühim raiyeti ve bendeleri, şu misâfirhâne-i dünyada perîşan bir sûrette muvakkaten toplanmışlar. Misâfirhâne ise, her gün dolar, boşanır.
Hem bütün raiyet, tecrübe-i hizmet için şu meydân-ı imtihanda muvakkaten bulunuyorlar. Meydân ise, her saat tebeddül eder.
Hem, bütün o raiyet, Sâni'-i Zülcelâl’in kıymetdâr ihsânatının nümûnelerini ve hàrika san'at antikalarını çarşı-yı âlem sergilerinde, ticâret nazarında temâşâ etmek için, şu teşhîrgâhta birkaç dakika durup seyrediyorlar; sonra kayboluyorlar. Şu meşher ise, her dakika tahavvül ediyor. Giden gelmez.. gelen gider.
