İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 131 / 765

Onüçüncü Söz

131

Onüçüncü Söz

﴿ بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ ﴾

﴿ وَنُنَزِّلُ مِنَ الْقُرْآنِ مَا هُوَ شِفَٓاءٌ وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِن۪ينَ ﴾

﴿ وَمَا عَلَّمْنَاهُ الشِّعْرَ وَمَا يَنْبَغ۪ي لَهُ ﴾

Kur'ân-ı Hakîm ile felsefe ulûmunun mahsul-ü hikmetlerini, ders-i ibretlerini, derece-i ilimlerini muvâzene etmek istersen, şu gelecek sözlere dikkat et!

İşte Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyân’ın bütün kâinâttaki âdiyât nâmıyla yâd olunan, hàrikulâde ve birer mu'cize-i kudret olan mevcûdât üstündeki âdet ve ülfet perdesini keskin beyânâtıyla yırtıp, o hakàik-ı acîbeyi zîşuûra açıp, nazar-ı ibretlerini celbedip, ukùle tükenmez bir hazine-i ulûm açar.

Felsefe hikmeti ise, bütün hàrikulâde olan mu'cizât-ı kudreti, âdet perdesi içinde saklayıp, câhilâne ve lâkaydâne üstünde geçer. Yalnız hàrikulâdelikten düşen ve intizam-ı hilkatten hurûc eden ve kemâl-i fıtrattan sukùt eden nâdir ferdleri nazar-ı dikkate arzeder, onları birer ibretli hikmet diye zîşuûra takdim eder. Meselâ; en câmi' bir mu'cize-i kudret olan insanın hilkatini âdi deyip lâkaydlıkla bakar. Fakat insanın kemâl-i hilkatinden hurûc etmiş, üç ayaklı yâhut iki başlı bir insanı, bir velvele-i istiğrabla nazar-ı ibrete teşhîr eder. Meselâ; en latîf ve umumî bir mu'cize-i rahmet olan bütün yavruların hazine-i gaybdan muntazam iâşelerini âdi görüp, küfran perdesini üstüne çeker. Fakat, intizamdan şüzûz etmiş, kabilesinden cüdâ olmuş, yalnız olarak gurbete düşmüş, denizin altında olan bir böceğin bir yeşil yaprakla iâşesini görür, ondan tecellî eden lütûf ve keremle bütün hazır balıkçıları ağlatmak ister. (Hâşiye) [^1]

[^1]:(Hâşiye) Amerika'da aynen bu vâkıa olmuştur.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.