İkinci Maksad
İkinci Maksad
#### İkinci Sual
Ehl-i şirkin vekili, meslek-i şirki, hiçbir cihetle isbât edemediğinden ve onun isbâtından me'yûs kaldığından; ehl-i tevhidin mesleğini, teşkîkâtıyla ve şübheleriyle tahrib etmeğe çalışmak istediğinden şöyle ikinci bir suâl ediyor, diyor ki:
“Ey ehl-i tevhid! Siz diyorsunuz ki: ﴾ قُلْ هُوَ اللّٰهُ اَحَدٌ ❀ اَللّٰهُ الصَّمَدُ ﴿ ‘Hàlık-ı âlem birdir, Ehad’dir, Samed’dir. Hem, herşeyin Hàlık’ı O’dur. Ehadiyet-i Zâtiyesiyle beraber doğrudan doğruya herşeyin dizgini O’nun elinde, herşeyin anahtarı kabzasında, herşeyin nâsiyesini tutuyor; bir iş bir işe mâni olmuyor. Bütün eşyada, bütün ahvâliyle bir ânda tasarruf edebilir.’ Böyle acîb bir hakikate nasıl inanılabilir? Müşahhas bir tek Zât, nihâyetsiz yerlerde, nihâyetsiz işleri külfetsiz yapabilir mi?”
Elcevab: Şu suâle, gayet derin ve ince ve gayet yüksek ve geniş olan bir sırr-ı Ehadiyet ve Samediyet’in beyânıyla cevab verilir. Fikr-i beşer ise; o sırra, ancak bir temsîl dûrbîniyle ve mesel rasadıyla bakabilir. Cenâb-ı Hakk’ın zât ve sıfâtında misil ve misâli yok; fakat mesel ve temsîl ile bir derece şuûnâtına bakılabilir. İşte biz de temsîlât-ı maddiye ile o sırra işâret edeceğiz.
#### Birinci Temsil
Birinci temsîl: Şöyle ki: Onaltıncı Söz’de isbât edildiği gibi; bir tek zât-ı müşahhas, muhtelif âyineler vâsıtasıyla külliyet kesbeder; bir cüz'i-yi hakîki iken, şuûnât-ı kesîreye mâlik bir küllî hükmüne geçer. Evet, nasıl cismânî şeylere cam ve su gibi maddeler âyine olup, cismânî bir tek şey, o âyinelerde bir külliyet kesbeder; öyle de, nurânî şeylere ve rûhâniyâta dahi, hava ve esîr ve âlem-i misâlin bazı mevcûdâtı, âyineler hükmünde ve berk ve hayâl sür'atinde birer vâsıta-i seyr ve seyahat sûretine geçerler ki, o nurânîler ve o rûhâniler, hayâl sür'atiyle o merâyâ-yı nazîfede ve o menâzil-i latîfede gezerler, bir ânda binler yerlere girerler ve her âyinede, nurânî oldukları ve akisleri onların aynı ve onların hâsiyetine mâlik oldukları için, cismâniyetin aksine olarak, her yerde bizzat bulunur gibi hükmederler. Kesif cismânîlerin akisleri ve misâlleri, o cismâniyetin aynları olmadığı gibi, hâsiyetlerine dahi mâlik değil, ölü sayılırlar. Meselâ: Güneş, müşahhas bir cüz'î olduğu hâlde parlak eşya vâsıtasıyla bir küllî hükmüne geçer. Zemin yüzündeki bütün parlak şeylere, hattâ herbir katre suya ve cam zerreciklerine birer aksini, birer misâlî güneşi, onların kàbiliyetine göre verir. Güneşin harâret ve ziyâsı ve ziyâsındaki yedi rengi ve zâtının bir nev'i misâli, herbir parlak cisimde bulunur. Farazâ güneşin ilmi, şuûru bulunsa idi; her âyine onun bir nev'i menzili ve tahtı ve iskemlesi hükmünde olup,
