İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 408 / 765
408

Hem meselâ: ﴾  قُلِ اللّٰهُمَّ مَالِكَ الْمُلْكِ تُؤْتِي الْمُلْكَ مَنْ تَشَٓاءُ ﴿ İşte şu âyet Cenâb-ı Hakk’ın, nev'-i beşerin hayat-ı ictimâiyesindeki tasarrufâtını şöyle gösteriyor ki; izzet ve zillet, fakr ve servet doğrudan doğruya Cenâb-ı Hakk’ın meşîetine ve irâdesine bağlıdır. Demek, “Kesret-i tabakàtın en dağınık tasarrufâtına kadar, meşîet ve takdir-i İlâhiye iledir, tesâdüf karışamaz.” Şu hükmü verdikten sonra insaniyet hayatında en mühim iş, onun rızkıdır. Şu âyet, beşerin rızkını doğrudan doğruya Rezzâk-ı Hakîki’nin hazine-i rahmetinden gönderdiğini bir-iki mukaddime ile isbât eder. Şöyle ki, der: “Rızkınız, yerin hayatına bağlıdır. Yerin dirilmesi ise, bahara bakar. Bahar ise, Şems ve Kamer’i teshìr eden, gece ve gündüzü çeviren Zât’ın elindedir. Öyle ise; bir elmayı, bir adama hakîki rızk olarak vermek; bütün yeryüzünü bütün meyvelerle dolduran o Zât verebilir. Ve O, ona hakîki Rezzâk olur.” Sonra da: ﴾ وَتَرْزُقُ مَنْ تَشَٓاءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ ﴿ der. Bu cümlede o tafsilâtlı fiilleri icmâl ve isbât eder. Yani “Size hesabsız rızık veren O’dur ki, bu fiilleri yapar.”

#### Dördüncü Nükte-i Belâğat

Dördüncü Nükte-i Belâğat: Kur'ân, kâh olur, mahlûkat-ı İlâhiye’yi bir tertible zikreder; sonra o mahlûkat içinde bir nizâm, bir mîzan olduğunu ve onun semereleri olduğunu göstermekle güyâ bir şeffâfiyet, bir parlaklık veriyor ki, sonra o âyine-misâl tertibinden cilvesi bulunan Esmâ-i İlâhiye’yi gösteriyor. Güyâ o mahlûkat-ı mezkûre, elfâzdır. Şu esmâ, onun mânâları, yâhut o meyvelerin çekirdekleri, yâhut hülâsalarıdırlar.

Meselâ:

﴿ وَلَقَدْخَلَقْنَا الْاِنْسَانَ مِنْ سُلَالَةٍ مِنْ ط۪ينٍ ❀ ثُمَّ جَعَلْنَاهُ نُطْفَةً ف۪ي قَرَارٍ مَك۪ينٍ ❀ ثُمَّ خَلَقْنَا النُّطْفَةَ عَلَقَةً فَخَلَقْنَا الْعَلَقَةَ مُضْغَةً فَخَلَقْنَا الْمُضْغَةَ عِظَامًا فَكَسَوْنَا الْعِظَامَ لَحْمًا ثُمَّ اَنْشَأْنَاهُ خَلْقًا آخَرَ فَتَبَارَكَ اللّٰهُ اَحْسَنُ الْخَالِق۪ينَ ﴾

İşte, Kur'ân, hilkat-i insanın o acîb, garîb, bedî', muntazam, mevzûn etvârını öyle âyine-misâl bir tarzda zikredip tertib ediyor ki:

﴾ فَتَبَارَكَ اللّٰهُ اَحْسَنُ الْخَالِق۪ينَ ﴿ içinde kendi kendine görünüyor ve kendini dedirttiriyor. Hattâ vahyin bir kâtibi, şu âyeti yazarken daha şu

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.