İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 516 / 765
516

#### Birinci Mesele

Birinci Mes'ele: Şu kâinâtın mevti, mümkündür. Çünkü; bir şey, kanun-u tekâmülde dâhil ise, o şeyde alâ-külli hâl neşv ü nemâ vardır. Neşv ü nemâ ve büyümek varsa ona alâ-külli hâl bir ömr-ü fıtrî vardır. Ömr-ü fıtrîsi var ise, alâ-külli hâl bir ecel-i fıtrîsi vardır. Gayet geniş bir istikrâ' ve tetebbu' ile sâbittir ki; öyle şeyler, mevtin pençesinden kendini kurtaramaz. Evet, nasıl ki insan küçük bir âlemdir, yıkılmaktan kurtulamaz; âlem dahi büyük bir insandır, o dahi ölümün pençesinden kurtulamaz. O da ölecek, sonra dirilecek veya yatıp, sonra subh-u haşirle gözünü açacaktır. Hem nasıl ki kâinâtın bir nüsha-i musağğarası olan bir şecere-i zîhayat, tahrib ve inhilâlden başını kurtaramaz; öyle de, şecere-i hilkatten teşâub etmiş olan silsile-i kâinât, tamir ve tecdîd için, tahribden, dağılmaktan kendini kurtaramaz. Eğer dünyanın ecel-i fıtrîsinden evvel İrâde-i Ezeliye’nin izni ile, haricî bir maraz veya muharrib bir hâdise başına gelmezse ve onun Sâni'-i Hakîm’i dahi ecel-i fıtrîden evvel onu bozmazsa, herhalde, hattâ fennî bir hesab ile bir gün gelecek ki:

﴿ اِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ ❀ وَ اِذَا النُّجُومُ انْكَدَرَتْ ❀ وَ اِذَا الْجِبَالُ سُيِّرَتْ ﴾

﴿ اِذَا السَّمَٓاءُ انْفَطَرَتْ ❀ وَ اِذَا الْكَوَاكِبُ انْتَثَرَتْ ❀ وَ اِذَا الْبِحَارُ فُجِّرَتْ ﴾

mânâları ve sırları, Kadîr-i Ezelî’nin izni ile tezâhür edip, o dünya olan büyük insan sekerâta başlayıp, acîb bir hırıltı ile ve müdhiş bir savt ile fezâyı çınlatıp dolduracak, bağırıp ölecek; sonra emr-i İlâhî ile dirilecektir.

##### Remizli Bir Mesele

İNCE REMİZLİ BİR MES'ELE

Nasıl ki su, kendi zararına olarak incimâd eder. Buz, buzun zararına temeyyü' eder. Lübb, kışrın zararına kuvvetleşir. Lafz, mânâ zararına kalınlaşır. Rûh, cesed hesabına zaîfleşir. Cesed, rûh hesabına inceleşir. Öyle de; Âlem-i kesif olan dünya, âlem-i latîf olan âhiret hesabına, hayat makinesinin işlemesiyle şeffâflaşır, latîfleşir. Kudret-i Fâtıra, gayet hayret verici bir fa'âliyetle kesif, câmid, sönmüş, ölmüş eczâlarda nur-u hayatı serpmesi, bir remz-i kudrettir ki; âlem-i latîf hesabına şu âlem-i kesifi nur-u hayat ile eritiyor, yandırıyor, ışıklandırıyor; hakikatini kuvvetleştiriyor. Evet, hakikat ne kadar zaîf ise de ölmez, sûret gibi mahvolmaz. Belki teşahhuslarda, sûretlerde, seyr ü sefer eder. Hakikat büyür, inkişaf eder, gittikçe genişlenir. Kışır ve sûret ise; eskileşir, inceleşir, parçalanır. Sâbit ve büyümüş hakikatin kàmetine yakışmak için daha güzel olarak tazeleşir. Ziyâde ve noksan noktasında hakikatle sûret, ma'kûsen mütenâsibdirler. Yani sûret kalınlaştıkça hakikat inceleşir. Sûret inceleştikçe hakikat o nisbette kuvvet

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.