Dördüncü Nükte
DÖRDÜNCÜ NÜKTE: İnsan şu kâinât içinde pek nâzik ve nâzenîn bir çocuğa benzer. Za'fında büyük bir kuvvet ve aczinde büyük bir kudret vardır. Çünkü; o za'fın kuvvetiyle ve aczin kudretiyledir ki, şu mevcûdât, ona musahhar olmuş.
Eğer insan za'fını anlayıp, kàlen, hâlen, tavren duâ etse ve aczini bilip istimdâd eylese; o teshìrin şükrünü edâ ile beraber, matlûbuna öyle muvaffak olur ve maksadları ona öyle musahhar olur ki, iktidar-ı zâtîsiyle onun aşr-ı mi'şârına muvaffak olamaz. Yalnız bazı vakit lisân-ı hâl duâsıyla hâsıl olan bir matlûbunu, yanlış olarak kendi iktidarına hamleder.
Meselâ: Tavuğun yavrusunun za'fındaki kuvvet, tavuğu arslana saldırtır. Yeni dünyaya gelen arslanın yavrusu, o canavar ve aç arslanı kendine musahhar edip onu aç bırakıp kendi tok oluyor. İşte cây-i dikkat, zaaftaki bir kuvvet ve şâyân-ı temâşâ bir cilve-i rahmet...
Nasıl ki nâzdâr bir çocuk ağlamasıyla, ya istemesiyle, ya hazîn hâliyle matlûblarına öyle muvaffak olur ve öyle kavîler ona musahhar olurlar ki; o matlûblardan binden birisine bin defa kuvvetçiğiyle yetişemez. Demek za'f ve acz, onun hakkında şefkat ve himâyeti tahrîk ettikleri için, küçücük parmağıyla kahramanları kendine musahhar eder. Şimdi böyle bir çocuk, o şefkati inkâr etmek ve o himâyeti ittiham etmek sûretiyle, ahmakàne bir gurur ile; “Ben kuvvetimle bunları teshìr ediyorum.” dese, elbette bir tokat yiyecektir.
İşte insan dahi Hàlık’ının rahmetini inkâr ve hikmetini ittiham edecek bir tarzda küfran-ı ni'met sûretinde Karun gibi ﴾ اِنَّمَٓا اُو۫ت۪يتُهُ عَلٰى عِلْمٍ ﴿ yani; “Ben kendi ilmimle, kendi iktidarımla kazandım.” dese, elbette sille-i azâba kendini müstehak eder.
Demek şu meşhûd saltanat-ı insaniyet ve terakkiyât-ı beşeriye ve kemâlât-ı medeniyet; celb ile değil, galebe ile değil, cidâl ile değil; belki ona onun za'fı için teshìr edilmiş, onun aczi için ona muâvenet edilmiş, onun fakrı için ona ihsân edilmiş, onun cehli için ona ilhâm edilmiş, onun ihtiyacı için ona ikram edilmiş. Ve o saltanatın sebebi, kuvvet ve iktidar-ı ilmî değil, belki şefkat ve re'fet-i Rabbâniye ve rahmet ve Hikmet-i İlâhiye’dir ki, eşyayı ona teshìr etmiştir. Evet bir gözsüz akrep ve ayaksız bir yılan gibi haşerâta mağlûb olan insana, bir küçük kurttan ipeği giydiren ve zehirli bir böcekten balı yediren; onun iktidarı değil, belki onun za'fının semeresi olan teshìr-i Rabbânî ve ikram-ı Rahmânî’dir.
Ey insan! Mâdem hakikat böyledir; gururu ve enâniyeti bırak. Ulûhiyet’in dergâhında, acz ve za'fını istimdâd lisânıyla, fakr ve
