Hem o celâl ve izzete uygun bir dâr-ı mücâzât olacaktır. Çünkü, ekseriyâ zâlim izzetinde, mazlum zilletinde kalıp, buradan göçüp gidiyorlar. Demek, bir Mahkeme-i Kübrâ’ya bırakılıyor, te'hir ediliyor. Yoksa, bakılmıyor değil.
Bazen dünyada dahi ceza verir. Kurûn-u sâlifede cereyan eden âsî ve mütemerrid kavimlere gelen azâblar gösteriyor ki; insan başıboş değil. Bir celâl ve gayret sillesine her vakit ma'rûzdur.
Evet hiç mümkün müdür ki, insan; umum mevcûdât içinde ehemmiyetli bir vazifesi, ehemmiyetli bir isti'dâdı olsun da; insanın Rabbi de insana bu kadar muntazam masnûâtıyla kendini tanıttırsa; mukâbilinde insan îmân ile O’nu tanımazsa... Hem bu kadar rahmetin süslü meyveleriyle kendini sevdirse; mukâbilinde insan ibâdetle kendini O’na sevdirmese... Hem bu kadar bu türlü ni'metleriyle muhabbet ve rahmetini ona gösterse; mukâbilinde insan şükür ve hamdle O’na hürmet etmese; cezasız kalsın! Başıboş bırakılsın! O izzet, gayret sâhibi Zât-ı Zülcelâl bir dâr-ı mücâzât hazırlamasın!..
Hem hiç mümkün müdür ki; o Rahmân-ı Rahîm’in kendini tanıttırmasına mukâbil, îmân ile tanımakla ve sevdirmesine mukâbil, ibâdetle sevmek ve sevdirmekle ve rahmetine mukâbil, şükür ile hürmet etmekle mukàbele eden mü'minlere bir dâr-ı mükâfâtı, bir saâdet-i ebediyeyi vermesin!
Üçüncü Hakikat
ÜÇÜNCÜ HAKİKAT:
Bâb-ı Hikmet ve Adâlet olup, ism-i Hakîm ve Âdil’in cilvesidir.
Hiç mümkün müdür ki; (Hâşiye)[^8] zerrelerden güneşlere kadar cereyan eden hikmet ve intizam, adâlet ve mîzanla Rubûbiyet’in saltanatını gösteren Zât-ı Zülcelâl, Rubûbiyet’in cenâh-ı himâyesine ilticâ eden ve o hikmet ve adâlete, îmân ve ubûdiyetle tevfik-i hareket eden mü'minleri taltif etmesin! Ve o hikmet ve adâlete küfür ve tuğyan ile isyan eden edebsizleri te'dib etmesin!..
[^8]:(Hâşiye) Evet, "Hiç mümkün müdür ki": Şu cümle çok tekrar ediliyor. Çünkü, mühim bir sırrı ifâde eder. Şöyle ki: Ekser küfür ve dalâlet, istib'âddan ileri gelir. Yani akıldan uzak ve muhâl görür, inkâr eder. İşte Haşir Sözü'nde kat'iyyen gösterilmiştir ki, hakîki istib'âd, hakîki muhâliyet ve akıldan uzaklık ve hakîki suûbet, hattâ imtina' derecesinde müşkülât, küfür yolundadır ve dalâletin mesleğindedir. Ve hakîki imkân ve hakîki ma'kuliyet, hattâ vücûb derecesinde sühûlet; îmân yolundadır ve İslâmiyet caddesindedir. Elhâsıl: Ehl-i felsefe istib'âd ile inkâra gider. Onuncu Söz, istib'âd hangi tarafta olduğunu o tâbir ile gösterir. Onların ağızlarına bir şamar vurur.
