İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 498 / 765
498

etmiştir. O Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyân der ki: “Melâike, ibâd-ı mükerremdir. Emre muhâlefet etmezler. Ne emrolunsa onu yaparlar. Melâike, ecsâm-ı latîfe-i nurâniyedirler. Muhtelif nev'ilere münkasımdırlar.”

Evet, nasıl ki: Beşer bir ümmettir, “Kelâm” sıfatından gelen Şerîat-ı İlâhiye’nin hameleleri, mümessilleri, mütemessilleridir. Öyle de, melâike dahi, muazzam bir ümmettir ki, onların amele kısmı “İrâde” sıfatından gelen Şerîat-ı Tekvîniye’nin hamelesi, mümessili ve mütemessilleridirler. Müessir-i hakîki olan Kudret-i Fâtıra’nın ve İrâde-i Ezeliye’nin emirlerine tâbi bir nev'i ibâdullâhtırlar ki; ecrâm-ı ulviyenin herbiri onların birer mescidi, birer ma'bedi hükmündedirler.

Üçüncü Esâs

Üçüncü Esâs

Mes'ele-i melâike ve rûhâniyât, o mesâildendir ki; tek bir cüz'ün vücûdu ile bir küllün tahakkuku bilinir. Bir tek şahsın rü'yeti ile umum nev'in vücûdu ma'lûm olur. Çünkü; kim inkâr ederse külliyen inkâr eder. Bir tekini kabûl eden, o nev'in umumunu kabûl etmeye mecburdur. Mâdem öyledir, işte bak! Görmüyor musun ve işitmiyor musun ki; bütün ehl-i edyân, bütün asırlarda, zaman-ı Âdem’den şimdiye kadar melâikenin vücûduna ve rûhânilerin tahakkukuna ittifak etmişler ve insanın tâifeleri, birbirinden bahsi ve muhâveresi ve rivâyeti gibi melâikelerle muhâvere edilmesine ve onların müşâhedesine ve onlardan rivâyet etmesine icmâ etmişlerdir. Acaba hiçbir ferd, melâikelerden bilbedâhe görünmezse, hem bilmüşâhede bir şahsın veya müteaddid eşhâsın vücûdu kat'î bilinmezse, hem onların bilbedâhe, bilmüşâhede vücûdları hissedilmezse, hiç mümkün müdür ki; böyle bir icmâ ve ittifak devam etsin ve böyle müsbet ve vücûdî bir emirde ve şühûda istinâd eden bir hâlde müstemirren ve tevâtüren o ittifak devam etsin.

Hem hiç mümkün müdür ki; şu i'tikàd-ı umumînin menşe'i, mebâdî-i zarûriye ve bedîhî emirler olmasın. Hem hiç mümkün müdür ki; hakikatsiz bir vehim, bütün inkılâbât-ı beşeriyede, bütün akàid-i insaniyede istimrar etsin, bekà bulsun.

Hem hiç mümkün müdür ki; şu ehl-i edyânın, bu icmâ-ı azîmin senedi, bir hads-i kat'î olmasın, bir yakìn-i şühûdî olmasın. Hem hiç mümkün müdür ki; o hads-i kat'î, o yakìn-i şühûdî, hadsiz emârelerden ve o emâreler, hadsiz müşâhedât vâkıalarından ve o müşâhedât vâkıaları, şeksiz ve şübhesiz mebâdî-i zarûriyeye istinâd etmesin. Öyle ise; şu ehl-i edyândaki bu i'tikàdat-ı umumiyenin sebebi ve senedi, tevâtür-ü manevî kuvvetini ifâde eden pek çok kerrât ile melâike müşâhedelerinden ve rûhânilerin rü'yetlerinden hâsıl olan mebâdî-i zarûriyedir, esâsât-ı kat'iyyedir.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.