İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 496 / 765
496

Melâikenin ise; ecsâmın muhtelif cinsleri gibi, cinsleri muhteliftir. Evet, elbette bir katre yağmura müekkel olan melek, şemse müekkel meleğin cinsinden değildir. Cin ve rûhâniyât dahi, onların da pek çok ecnâs-ı muhtelifeleri vardır.

#### Hatimesi

Şu Nükte-i Esâsiyenin Hâtimesi:

Bittecrübe, madde asıl değil ki; vücûd, ona münhasır kalsın ve tâbi olsun; belki madde, bir mânâ ile kàimdir. İşte o mânâ, hayattır, rûhtur. Hem bilmüşâhede madde, mahdum değil ki, herşey ona ircâ edilsin; belki hàdimdir, bir hakikatin tekemmülüne hizmet eder. O hakikat, hayattır. O hakikatin esâsı da rûhtur. Hem bilbedâhe, madde hâkim değil ki, ona müracaat edilsin, kemâlât ondan istenilsin; belki mahkûmdur, bir esâsın hükmüne bakar, onun gösterdiği yollar ile hareket eder. İşte o esâs, hayattır, rûhtur, şuûrdur. Hem bizzarûre madde lübb değil, esâs değil, müstakırr değil ki; işler ve kemâlât ona takılsın, ona bina edilsin; belki yarılmağa, erimeğe, yırtılmağa müheyyâ bir kışırdır, bir kabuktur ve köpüktür ve bir sûrettir.

Görülmüyor mu ki, gözle görülmeyen hurdebînî bir hayvanın ne kadar keskin duyguları var ki, arkadaşının sesini işitir, rızkını görür, gayet hassas ve keskin hisleri vardır. Şu hâl gösteriyor ki; maddenin küçülüp inceleşmesi nisbetinde âsâr-ı hayat tezâyüd ediyor, nur-u rûh teşeddüd ediyor. Güyâ madde inceleştikçe, bizim maddiyâtımızdan uzaklaştıkça rûh âlemine, hayat âlemine, şuûr âlemine yaklaşıyor gibi; harâret-i rûh, nur-u hayat daha şiddetli tecellî ediyor. İşte hiç mümkün müdür ki, bu madde perdesinde bu kadar hayat ve şuûr ve rûhun tereşşuhâtı bulunsun; o perde altında olan âlem-i bâtın, zîrûh ve zîşuûrlarla dolu olmasın. Hiç mümkün müdür ki, şu maddiyât ve âlem-i şehâdetteki mânânın ve rûhun ve hayatın ve hakikatin şu hadsiz tereşşuhâtı ve lemeât ve semerâtının menâbii, yalnız maddeye ve maddenin hareketine ircâ edilip izâh edilsin. Hâşâ ve kat'a ve asla! Bu hadsiz tereşşuhât ve lemeât gösteriyor ki, şu âlem-i maddiyât ve şehâdet ise, âlem-i melekût ve ervâh üstünde serpilmiş tenteneli bir perdedir.

İkinci Esâs

İkinci Esâs

Melâikenin vücûduna ve rûhânilerin sübûtuna ve hakikatlerinin vücûduna bir icmâ-ı manevî ile –tâbirde ihtilâflarıyla beraber– bütün ehl-i akıl ve ehl-i nakil, bilerek, bilmeyerek ittifak etmişler denilebilir. Hattâ maddiyâtta çok ileri giden hükemâ-yı İşrâkìyyûn’un Meşâiyûn kısmı, melâikenin mânâsını inkâr etmeyerek “Herbir nev'in bir mâhiyet-i mücerrede-i rûhâniyeleri vardır.” derler. Melâikeyi öyle tâbir ediyorlar. Eski hükemânın İşrâkìyyûn kısmı dahi melâikenin mânâsında kabûle muztar kalarak,

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.