Meselâ: Nasıl ki; bir nefer, onbaşısına karşı kemâl-i itâat ve hürmeti gösteriyor, bütün iyilikleri ondan görüyor; pâdişahı az düşünür. Onu düşünse de yine teşekkürâtını onbaşıya veriyor. İşte böyle bir nefere karşı denilir: “Yâhû, pâdişah senin onbaşından daha büyüktür. Yalnız ona teşekkür et..” Şimdi şu söz, vâkideki pâdişahın haşmetli hakîki kumandanlığıyla, onbaşısının cüz'î, sûrî kumandanlığını muvâzene değil; çünkü, o muvâzene ve tafdîl, mânâsızdır. Belki, neferin nazar-ı ehemmiyet ve irtibatına göredir ki; onbaşısını tercih eder, teşekkürâtını ona verir, yalnız onu sever.
İşte bunun gibi, Hàlık ve Mün'im tevehhüm olunan zâhirî esbâb, ehl-i gafletin nazarında Mün'im-i Hakîki’ye perde olur. Ehl-i gaflet onlara yapışır, ni'met ve ihsânı onlardan bilir. Medih ve senâlarını onlara verir. Kur'ân der ki: “Cenâb-ı Hak, daha büyüktür, daha güzel bir Hàlık’tır, daha iyi bir Muhsin’dir. O’na bakınız, O’na teşekkür ediniz.”
#### Dördüncü İşaret
DÖRDÜNCÜ İŞÂRET: Muvâzene ve tafdîl, vâki mevcûdlar içinde olduğu gibi; imkânî, hattâ farazî eşyalar içinde dahi olabilir. Nasıl ki; ekser mâhiyetlerde, müteaddid merâtib bulunur; öyle de, Esmâ-i İlâhiye ve sıfât-ı kudsiyenin mâhiyetlerinde de, akıl itibariyle hadsiz merâtib bulunabilir. Hâlbuki; Cenâb-ı Hak, o sıfât ve esmânın mümkin ve mutasavver bütün merâtibinin en ekmelinde, en ahsenindedir. Bütün kâinât, kemâlâtıyla bu hakikate şâhiddir. “Lehü'l-Esmâü'l-Hüsnâ” Bütün esmâsını ahseniyet ile tavsif şu mânâyı ifâde ediyor...
#### Beşinci İşaret
BEŞİNCİ İŞÂRET: Şu muvâzene ve müfâdale, Cenâb-ı Hakk’ın, mâsivâya mukâbil değil, belki iki nev'i tecelliyât-ı sıfâtı var:
Biri: Vâhidiyet sırrıyla ve vesâit ve esbâb perdesi altında ve bir kanun-u umumî sûretinde tasarrufâtıdır.
İkincisi: Ehadiyet sırrıyla, perdesiz, doğrudan doğruya, hususî bir teveccüh ile tasarruftur. İşte ehadiyet sırrıyla, doğrudan doğruya olan ihsânı ve icâdı ve kibriyâsı ise; vesâit ve esbâbın mezâhiriyle görünen âsâr-ı ihsânından ve icâd ve kibriyâsından daha büyük, daha güzel, daha yüksektir, demektir.
Meselâ; nasıl bir pâdişahın –fakat velî bir pâdişahın ki– umum memurları ve kumandanları, sırf bir perde olup bütün hüküm ve icraat, onun elinde farzediyoruz. O pâdişahın tasarrufât ve icraatı iki çeşittir:
Birisi: Umumî bir kanunla, zâhirî memurların ve kumandanların sûretinde ve makamların kàbiliyetine göre verdiği emirler ve gösterdiği icraatlardır.
İkincisi: Umumî kanunla değil ve zâhirî memurları da perde yapmayarak, doğrudan doğruya ihsânat-ı şâhânesi ve icraatı daha güzel, daha yüksek denilebilir.
