İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 572 / 765
572

Hem ânî, hem gece, hem vakt-i gaflet, hem ihtilâf-ı metâli', sis ve bulut gibi sâir mevâni'i perde ederek umum âleme gösterilmedi veyâhut tarihlere geçirilmedi.

Dördüncü Nokta

DÖRDÜNCÜ NOKTA: Şu hâdise, gece vakti herkes gaflette iken, ânî bir sûrette vukû' bulduğundan etraf-ı âlemde elbette görülmeyecek. Bazı efrâda görünse de, gözüne inanmayacak. İnandırsa da, elbette böyle mühim bir hâdise, haber-i vâhid ile tarihlere bâkî bir sermâye olmayacak.

Bazı kitaplarda: “Kamer, iki parça olduktan sonra yere inmiş.” ilâvesi ise; ehl-i tahkîk reddetmişler. “Şu mu'cize-i bâhireyi kıymetten düşürmek niyetiyle, belki bir münâfık ilhâk etmiş.” demişler.

Hem meselâ; o vakit, cehâlet sisiyle muhât İngiltere, İspanya’da yeni gurûb; Amerika’da gündüz; Çin’de, Japonya’da sabah olduğu gibi, başka yerlerde başka esbâb-ı mâniaya binâen elbette görülmeyecek. Şimdi bu akılsız mu'terize bak, diyor ki: “İngiltere, Çin, Japon, Amerika gibi akvâmın tarihleri bundan bahsetmiyor. Öyle ise, vukû' bulmamış.” Bin nefrîn onun gibi Avrupa kâselislerin başına.

Beşinci Nokta

BEŞİNCİ NOKTA: İnşikak-ı Kamer, kendi kendine bazı esbâba binâen vukû' bulmuş, tesâdüfî, tabîi bir hâdise değil ki; âdi ve tabîi kanunlarına tatbik edilsin. Belki, şems ve kamerin Hàlık-ı Hakîm’i, resûlünün Risalet’ini tasdik ve da'vâsını tenvir için hàrikulâde olarak o hâdiseyi îka' etmiştir. Sırr-ı irşad ve sırr-ı teklif ve hikmet-i Risalet’in iktizasıyla, hikmet-i Rubûbiyet’in istediği insanlara ilzam-ı hüccet için gösterilmiştir. O sırr-ı hikmetin iktiza etmedikleri, istemedikleri ve da'vâ-yı Nübüvvet’i henüz işitmedikleri aktâr-ı zemindeki insanlara göstermemek için, sis ve bulut ve ihtilâf-ı metâli' haysiyetiyle; bazı memleketin kameri daha çıkmaması ve bazılarının güneşleri çıkması ve bir kısmının sabahı olması ve bir kısmının güneşi yeni gurûb etmesi gibi, o hâdiseyi görmeye mâni pekçok esbâba binâen gösterilmemiş. Eğer, umum onlara dahi gösterilse idi, o hâlde ya İşâret-i Ahmediye’nin neticesi ve mu'cize-i nübüvvet olarak gösterilecekti; o vakit risaleti, bedâhet derecesine çıkacaktı. Herkes tasdike mecbur olurdu. Aklın ihtiyarı kalmazdı. Îmân ise, aklın ihtiyarıyladır. Sırr-ı teklif zâyi' olurdu. Eğer sırf bir hâdise-i semâviye olarak gösterilse idi: Risalet-i Ahmediye ile münâsebeti kesilirdi ve O’nunla hususiyeti kalmazdı.

Elhâsıl: Şakk-ı Kamer’in imkânında şübhe kalmadı. Kat'î isbât edildi. Şimdi, vukû'una delâlet eden çok bürhânlarından altısına (Hâşiye) [^1] işâret ederiz. Şöyle ki:

[^1]: (Hâşiye) Yani, altı defa icmâ sûretinde, vukû'una dair altı hüccet vardır. Bu makam çok izâha lâyık iken, maatteessüf kısa kalmıştır.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.