İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 560 / 765
560

İşte şöyle bir saray-ı âlemi, kendi kemâlât ve cemâl-i manevîsini görmek ve göstermek için bir meşher hükmünde açan Celîl-i Zülcemâl, Cemîl-i Zülcelâl, Sâni'-i Zülkemâl’in hikmeti iktiza ediyor ki, şu âlem-i arzdaki zîşuûrlara nisbeten abes ve fâidesiz olmamak için, o sarayın âyetlerinin mânâsını birisine bildirsin. O saraydaki acâibin menba'larını ve netâicinin mahzenleri olan avâlim-i ulviyede birisini gezdirsin. Ve bütün onların fevkıne çıkarsın ve kurb-u huzuruna müşerref etsin ve âhiret âlemlerinde gezdirsin, umum ibâdına bir muallim ve Saltanat-ı Rubûbiyet’ine bir dellâl ve marziyât-ı İlâhiye’sine bir mübelliğ ve saray-ı âlemindeki âyât-ı tekvîniyesine bir müfessir gibi, çok vazifeler ile tavzif etsin. Mu'cizât nişanlarıyla imtiyazını göstersin. Kur'ân gibi bir fermân ile o şahsı, Zât-ı Zülcelâl’in hàs ve sâdık bir tercümânı olduğunu bildirsin.

İşte Mi'râc’ın pekçok hikmetlerinden şu temsîl dûrbîniyle bir-ikisini nümûne olarak gösterdik. Sâirlerini kıyâs edebilirsin...

İkinci Temsil

İkinci Temsîl: Nasıl ki bir zât-ı zîfünûn, mu'ciz-nümâ bir kitabı te'lif edip yazsa.. Öyle bir kitab ki, her sahifesinde yüz kitab kadar hakàik, her satırında yüz sahife kadar latîf mânâlar, herbir kelimesinde yüz satır kadar hakikatler, her harfinde yüz kelime kadar mânâlar bulunsa; bütün o kitabın maânî ve hakàikları, o kâtib-i mu'ciz-nümânın kemâlât-ı maneviyesine baksa, işâret etse, elbette öyle bitmez bir hazineyi kapalı bırakıp abes etmez. Her hâlde o kitabı, bazılara ders verecek. Tâ o kıymetdâr kitab, mânâsız kalıp, beyhûde olmasın. O’nun gizli kemâlâtı zâhir olup, kemâlini bulsun ve cemâl-i manevîsi görünsün. O da sevinsin ve sevdirsin. Hem o acîb kitabı bütün meânîsiyle, hakàikıyla ders verecek birisini, en birinci sahifeden, tâ nihâyete kadar üstünde ders vere vere geçirecektir.

Aynen öyle de: Nakkàş-ı Ezelî, şu kâinâtı, kemâlâtını ve cemâlini ve hakàik-ı esmâsını göstermek için öyle bir tarzda yazmıştır ki; bütün mevcûdât, hadsiz cihetlerle nihâyetsiz kemâlâtını ve esmâ ve sıfâtını bildirir, ifâde eder. Elbette bir kitabın mânâsı bilinmezse hiçe sukùt eder. Bâhusus böyle herbir harfi, binler mânâyı tazammun eden bir kitab, sukùt edemez ve ettirilmez. Öyle ise; o kitabı yazan, elbette onu bildirecektir, her tâifesinin isti'dâdına göre bir kısmını anlattıracaktır. Hem umumunu, en âmm nazarlı, en küllî şuûrlu, en mümtâz isti'datlı bir ferde ders verecektir. Öyle bir kitabın umumunu ve küllî hakàikını ders vermek için gayet yüksek bir seyr ü sülûk ettirmek hikmeten lâzımdır. Yani, birinci sahifesi olan tabakàt-ı kesretin en nihâyetinden tut, tâ müntehâ sahifesi olan dâire-i Ehadiyet’e kadar bir seyerân ettirmek lâzım geliyor. İşte şu temsîl ile Mi'râc’ın ulvî hikmetlerine bir derece bakabilirsin.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.