İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 334 / 765
334

hadîse ilişilmiş. Hem meselâ: Bir vakit huzur-u Nebevî’de derin bir ses işitildi. Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm fermân etti ki: “Bu gürültü, yetmiş senedir yuvarlanıp tâ ancak bu dakika Cehennemin dibine düşen bir taşın gürültüsüdür.” İşte bu hadîsi işiten hakikate vâsıl olmayan, inkâra sapar. Hâlbuki, yirmi dakika o hadîsten sonra kat'iyyen sâbittir ki: Biri geldi, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’a dedi ki: “Meşhûr münâfık, yirmi dakika evvel öldü.” Yetmiş yaşına giren o münâfık, Cehennemin bir taşı olarak bütün müddet-i ömrü, tedennîde esfel-i sâfilîne, küfre sukùttan ibaret olduğunu gayet belîğâne bir sûrette Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm beyân etmiştir. Cenâb-ı Hak, o vefât dakikasında o sesi işittirip ona alâmet etmiştir.

Sekizinci Asıl

Sekizinci Asıl: Cenâb-ı Hakîm-i Mutlak, şu dâr-ı tecrübe ve meydân-ı imtihanda çok mühim şeyleri, kesretli eşya içinde saklıyor. O saklamakla çok hikmetler, çok maslahatlar bağlıdır. Meselâ: Leyle-i Kadr’i, umum Ramazan’da; saat-ı icâbe-i duâyı, Cuma gününde; makbûl velîsini, insanlar içinde; eceli, ömür içinde ve kıyâmetin vaktini, ömr-ü dünya içinde saklamış. Zîra ecel-i insan muayyen olsa, yarı ömrüne kadar gaflet-i mutlaka, yarıdan sonra darağacına adım adım gitmek gibi bir dehşet verecek. Hâlbuki, âhiret ve dünya muvâzenesini muhâfaza etmek ve her vakit havf ve recâ ortasında bulunmak maslahatı, iktiza eder ki; her dakika hem ölmek, hem yaşamak mümkün olsun. Şu hâlde mübhem tarzdaki yirmi sene mübhem bir ömür, bin sene muayyen bir ömre müreccahtır.

İşte Kıyâmet dahi, şu insan-ı ekber olan dünyanın ecelidir. Eğer vakti taayyün etseydi, bütün kurûn-u ûlâ ve vustâ, gaflet-i mutlakaya dalacak idiler ve kurûn-u uhrâ, dehşette kalacaktı. İnsan nasıl hayat-ı şahsiyesiyle, hânesinin ve köyünün bekàsıyla alâkadardır; öyle de, hayat-ı ictimâiye ve nev'iyesiyle, küre-i arzın ve dünyanın yaşamasıyla alâkadardır.

Kur'ân ﴾ اِقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ ﴿ der. “Kıyâmet yakındır.” fermân ediyor. Bin bu kadar sene geçtikten sonra gelmemesi, yakınlığına halel vermez. Zîra Kıyâmet, dünyanın ecelidir. Dünyanın ömrüne nisbeten bin veya ikibin sene, bir seneye nisbetle bir-iki gün veya bir-iki dakika gibidir. Saat-ı Kıyâmet yalnız insaniyetin eceli değil ki, onun ömrüne nisbet edilip baîd görülsün. İşte bunun içindir ki, Hakîm-i Mutlak, Kıyâmet’i, “Muğayyebât-ı Hamse” den olarak ilminde saklıyor. İşte bu ibham sırrındandır ki; her asır, hattâ asr-ı hakikat-bîn olan Asr-ı Saâdet dahi dâima Kıyâmet’ten korkmuşlar. Hattâ bazıları: “Şerâiti hemen hemen çıkmış.” demişler.

İşte bu hakikati bilmeyen insafsız insanlar derler ki: “Âhiretin tafsilâtını ders alan müteyakkız kalbli, keskin nazarlı olan sahâbelerin fikirleri niçin

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.