İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 427 / 765
427

gibi beyânâtıyla o dünyaya şeffâfiyet verir ve bulanmasını izâle eder.

﴿ اَللّٰهُ نُورُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ ﴾ ﴿ وَمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَٓا اِلَّا لَعِبٌ وَلَهْوٌ ﴾

gibi nur-efşân neyyirâtıyla, câmid dünyayı eritir.

﴾  اِذَا السَّمَٓاءُ انْفَطَرَتْ ﴿ ve ﴾ اِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ ﴿ ve

﴿ اِذَا السَّمَٓاءُ انْشَقَّتْ  ﴾ ﴿ وَنُفِخَ فِي الصُّورِ فَصَعِقَ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَمَنْ فِي الْاَرْضِ اِلَّا مَنْ شَٓاءَ اللّٰهُ ﴾

mevt-âlûd tâbirleriyle dünyanın ebediyet-i mevhûmesini parça parça eder.

﴿ يَعْلَمُ مَا يَلِجُ فِي الْاَرْضِ وَمَا يَخْرُجُ مِنْهَا وَمَا يَنْزِلُ مِنَ السَّمَٓاءِ وَمَا يَعْرُجُ ف۪يهَا وَهُوَ مَعَكُمْ اَيْنَمَا كُنْتُمْ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يرٌ ﴾ ﴿ وَقُلِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ سَيُر۪يكُمْ آيَاتِـه۪ فَتَعْرِفُونَهَا وَمَا رَبُّكَ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ ﴾

Gök gürlemesi gibi sayhalarıyla tabiat fikrini tevlîd eden gafleti dağıtır. İşte Kur'ân’ın baştan başa kâinâta müteveccih olan âyâtı, şu esâsa göre gider. Hakikat-i dünyayı olduğu gibi açar, gösterir. Çirkin dünyayı, ne kadar çirkin olduğunu göstermekle beşerin yüzünü ondan çevirtir, Sâni'a bakan güzel dünyanın güzel yüzünü gösterir. Beşerin gözünü ona diktirir. Hakîki hikmeti ders verir. Kâinât kitabının mânâlarını ta'lim eder. Hurûfât ve nukùşlarına az bakar. Sarhoş felsefe gibi, çirkine âşık olup, mânâyı unutturup, hurûfâtın nukùşuyla insanların vaktini mâlâyaniyâtta sarfettirmiyor.

Üçüncü Ziyâ

Üçüncü Ziyâ: İkinci Ziyâ’da, hikmet-i beşeriyenin Hikmet-i Kur'âniye’ye karşı sukùtuna ve Hikmet-i Kur'âniye’nin i'câzına işâret ettik. Şimdi şu ziyâda, Kur'ân’ın şâkirdleri olan asfiyâ ve evliyâ ve hükemânın münevver kısmı olan hükemâ-yı İşrâkìyyûn’un hikmetleriyle Kur'ân’ın hikmetine karşı derecesini gösterip, şu cihette Kur'ân’ın i'câzına muhtasar bir işâret edeceğiz. İşte Kur'ân-ı Hakîm’in ulviyetine en sâdık bir delil ve hakkâniyetine en zâhir bir bürhân ve i'câzına en kavî bir alâmet şudur ki: Kur'ân, bütün aksâm-ı tevhidin bütün merâtibini, bütün levâzımatıyla muhâfaza ederek beyân edip muvâzenesini bozmamış, muhâfaza etmiş. Hem bütün hakàik-ı àliye-i İlâhiye’nin muvâzenesini muhâfaza etmiş. Hem bütün Esmâ-i Hüsnâ’nın iktiza ettikleri ahkâmları cem'etmiş, o ahkâmın tenâsübünü muhâfaza etmiş.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.