ayrı da olsa, yine o mes'ûd aileye, sâfî olarak lezzet-i sohbeti, Cennet’e lâyık bir hüsn-ü muâşeret sûretinde dâr-ı bekàda ebedî mülâkat ile ihsân eder. Ve onbeş yaşına girmeden, yani, hadd-i bülûğa vâsıl olmadan vefât eden çocuklar, ﴾ وِلْدَانٌ مُخَلَّدُونَ ﴿ ile tâbir edilen Cennet çocukları şeklinde ve Cennet’e lâyık bir tarzda, gayet süslü, sevimli bir sûrette; onları Cennet’te dahi peder ve vâlidelerinin kucaklarına verir; veled-perverlik hislerini memnun eder; ebedî o zevki ve o lezzeti onlara verir. Zîra, çocuklar sinn-i teklife girmediklerinden; ebedî, sevimli, şirin çocuk olarak kalacaklar. Dünyadaki her lezzetli şeyin en a'lâsı Cennet’te bulunur. Yalnız çok şirin olan veled-perverlik, yani; çocuklarını sevip okşamak zevki, Cennet tenâsül yeri olmadığından, Cennet’te yoktur zannedilirdi. İşte bu sûrette o dahi vardır. Hem en zevkli ve en şirin bir tarzda vardır. İşte, kable'l-bülûğ evlâdı vefât edenlere müjde!..
#### Beşinci İşaret
BEŞİNCİ İŞÂRET: Dünyada “El-hubbu fillâh” hükmünce, sâlih ahbablara muhabbetin neticesi; Cennet’te ﴾ عَلٰى سُرُرٍ مُتَقَابِل۪ينَ ﴿ ile tâbir edilen; karşı karşıya kurulmuş Cennet iskemlelerinde oturup; hoş, şirin, güzel, tatlı bir sûrette dünya mâceralarını ve kadîm olan hâtırâtlarını birbirine nakledip eğlendirmeleri sûretinde firâksız, sâfî bir muhabbet ve sohbet sûretinde ahbablarıyla görüştüreceği, Kur'ân’ın nassıyla sâbittir.
#### Altıncı İşaret
ALTINCI İŞÂRET: Enbiyâ ve evliyâya, Kur'ân’ın ta'rif ettiği tarzda muhabbetin neticesi; o enbiyâ ve evliyânın şefâatlerinden Berzah’ta, Haşir’de istifade etmekle beraber, gayet ulvî ve onlara lâyık makam ve füyûzâttan o muhabbet vâsıtasıyla istifaza etmektir.
Evet اَلْمَرْءُ مَعَ مَنْ اَحَبَّ sırrınca; âdi bir adam, en yüksek bir makama, muhabbet ettiği àlî makam bir zâtın tebaiyetiyle girebilir.
#### Yedinci İşaret
YEDİNCİ İŞÂRET: Güzel şeylere ve bahara meşrû muhabbetin, yani; “Ne kadar güzel yapılmış!” nazarıyla, o âsârın arkasındaki ef'âlin güzelliğini ve intizamını ve intizam-ı ef'âl arkasındaki güzel esmânın cilvelerini ve o güzel esmânın arkasında sıfâtın tecelliyâtını ve hâkezâ.. sevmekliğin neticesi ise; dâr-ı bekàda o güzel gördüğü masnûâttan bin defa daha güzel bir tarzda, esmânın cilvesini ve esmâ içindeki cemâl ve sıfâtını, Cennet’te görmektir. Hattâ İmâm-ı Rabbânî Radıyallahu Anh demiş ki: “Letâif-i Cennet, cilve-i esmânın temessülâtıdır.” Teemmel!..
