İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 47 / 765

İkinci Suret

47

İKİNCİ SÛRET:

Bu gidişata, icraata bak! Nasıl en fakir, en zaîften tut, tâ herkese mükemmel, mükellef erzâk veriliyor. Kimsesiz hastalara çok güzel bakılıyor. Hem gayet kıymetdâr ve şâhâne taamlar, kaplar, murassa' nişanlar, müzeyyen elbiseler, muhteşem ziyâfetler vardır. Bak! Senin gibi sersemlerden başka herkes, vazifesine gayet dikkat eder. Kimse zerrece haddinden tecâvüz etmez. En büyük şahıs, en büyük bir itâatle mütevâziâne bir havf ve heybet altında hizmet eder.

Demek şu saltanat sâhibinin pek büyük bir keremi, pek geniş bir merhameti var. Hem pek büyük izzeti, pek celâlli bir haysiyeti, nâmusu vardır. Hâlbuki kerem ise, in'am etmek ister. Merhamet ise, ihsânsız olamaz. İzzet ise, gayret ister. Haysiyet ve nâmus ise, edebsizlerin te'dibini ister.

Hâlbuki şu memlekette o merhamet, o nâmusa lâyık binden biri yapılmıyor. Zâlim izzetinde, mazlum zilletinde kalıp buradan göçüp gidiyorlar.

Demek bir Mahkeme-i Kübrâ’ya bırakılıyor.

Üçüncü Suret

ÜÇÜNCÜ SÛRET:

Bak! Ne kadar àlî bir hikmet, bir intizamla işler dönüyor. Hem ne kadar hakîki bir adâlet, bir mîzanla muâmeleler görülüyor. Hâlbuki hikmet-i hükûmet ise, saltanatın cenâh-ı himâyesine ilticâ eden mültecilerin taltifini ister. Adâlet ise, raiyetin hukukunun muhâfazasını ister; tâ hükûmetin haysiyeti, saltanatın haşmeti muhâfaza edilsin.

Hâlbuki, şu yerlerde o hikmete, o adâlete lâyık binden biri icra edilmiyor. Senin gibi sersemler, çoğu ceza görmeden buradan göçüp gidiyorlar.

Demek bir Mahkeme-i Kübrâ’ya bırakılıyor.

Dördüncü Suret

DÖRDÜNCÜ SÛRET:

Bak! Had ve hesaba gelmeyen şu sergilerde olan misilsiz mücevherât, şu sofralarda olan emsâlsiz mat'ûmât gösteriyorlar ki: Bu yerlerin Pâdişah’ının hadsiz bir sehàveti, hesabsız, dolu hazineleri vardır. Hâlbuki böyle bir sehàvet ve tükenmez hazineler, dâimî ve istenilen herşey içinde bulunur bir dâr-ı ziyâfet ister. Hem ister ki, o ziyâfetten telezzüz edenler orada devam etsinler. Tâ zevâl ve firâk ile elem çekmesinler. Çünkü; zevâl-i elem, lezzet olduğu gibi, zevâl-i lezzet dahi elemdir.

Bu sergilere bak! Ve şu ilânlara dikkat et! Ve bu dellâllara kulak ver ki, mu'ciz-nümâ bir Pâdişah’ın antika san'atlarını teşkil ve teşhîr ediyorlar. Kemâlâtını gösteriyorlar. Misilsiz cemâl-i manevîsini beyân ediyorlar. Hüsn-ü mahfîsinin letâifinden bahsediyorlar. Demek onun pek mühim hayret verici kemâlât ve cemâl-i manevîsi vardır.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.