İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 59 / 765
59

hem mevcûdâtın, “Nereden? Nereye? Necisin?” üç suâl-i müşkülün muammâsını bir elçi vâsıtasıyla açtırmasın!..

Hem hiç mümkün olur mu ki; bu güzel masnûât ile kendini zîşuûra tanıttıran ve kıymetli ni'metler ile kendini sevdiren Sâni'-i Zülcelâl, onun mukâbilinde zîşuûrdan marziyâtı ve arzuları ne olduğunu bir elçi vâsıtasıyla bildirmesin!..

Hem hiç mümkün olur mu ki; nev'-i insanı, şuûrca kesrete mübtelâ, isti'datça ubûdiyet-i külliyeye müheyyâ sûretinde yaratıp, muallim bir rehber vâsıtasıyla onları kesretten vahdete yüzlerini çevirmek istemesin!..

Daha bunlar gibi çok vezâif-i Nübüvvet var ki, herbiri bir bürhân-ı kat'îdir ki; Ulûhiyet, risaletsiz olamaz...

Şimdi acaba âlemde Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesse­lâm’dan –beyân olunan evsâf ve vezâife– daha ehil ve daha câmi' kim zuhûr etmiş? Ve rütbe-i risalete ve vazife-i tebliğe O’ndan daha elyak, daha evfak hiç zaman göstermiş midir? Hayır, asla ve Kat'a!.. Belki O, bütün resûllerin seyyididir, bütün enbiyânın imâmıdır, bütün asfiyânın serveridir, bütün mukarrebînin akrebidir, bütün mahlûkatın ekmelidir, bütün mürşidlerin sultanıdır.

Evet, ehl-i tahkîkatın ittifakıyla şakk-ı kamer ve parmaklarından su akması gibi, bine bâliğ mu'cizâtından had ve hesaba gelmez delâil-i nübüvvetinden başka, Kur'ân-ı Azîmü'ş-Şân gibi bir bahr-i hakàik ve kırk vecihle mu'cize olan mu'cize-i kübrâ, güneş gibi risaletini göstermeğe kâfîdir. Başka risalelerde ve bilhassa Yirmibeşinci Söz’de Kur'ân’ın kırka karîb vücûh-u i'câzından bahsettiğimizden burada kısa kesiyoruz.

Üçüncü İşaret

ÜÇÜNCÜ İŞÂRET:

Hâtıra gelmesin ki; bu küçücük insanın ne ehemmiyeti var ki, bu azîm dünya onun muhâsebe-i a'mâli için kapansın. Başka bir dâire açılsın! Çünkü: Bu küçücük insan, câmiiyet-i fıtrat itibariyle şu mevcûdât içinde bir ustabaşı ve bir dellâl-ı saltanat-ı İlâhiye ve bir ubûdiyet-i külliyeye mazhar olduğundan büyük ehemmiyeti vardır.

Hem, hâtıra gelmesin ki; kısacık bir ömürde nasıl ebedî bir azâba müstehak olur? Zîra küfür; şu Mektûbat-ı Samedâniye derecesinde ve kıymetinde olan kâinâtı, mânâsız, gayesiz bir derekeye düşürdüğü için; bütün kâinâta karşı bir tahkîr olduğu gibi, bu mevcûdâtta cilveleri, nakışları görünen bütün Esmâ-i Kudsiye-i İlâhiye’yi inkâr ile red ve Cenâb-ı Hakk’ın hakkâniyet ve sıdkını gösteren gayr-ı mütenâhî bütün delillerini tekzîb olduğundan nihâyetsiz bir cinayettir. Nihâyetsiz cinayet ise, nihâyetsiz azâbı icâb eder...

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.