Matlûb da hâsıl olur. İbare-i Arabî (∗) [^20] daha ulvî ediyor tezkîri.. hem ihtarı.
[^20]:(∗) On sene sonra gelen bir hâdiseyi hissetmiş, mukàbeleye çalışmış.
Onun için Cumada Hutbe-i Arabiye, zarûriyâtı ihtar, müsellemâtı tezkîr, maalkifâye olur onun tarz-ı tezkîri.
Nazariyâtı ta'lim onda maksûd değildir; hem İslâm’ın vahdânî sîmâsında şu Arabî ibare bir nakş-ı vahdettir; kabûl etmez teksiri. ∗∗∗
82. Hadîs Der Âyete: Sana Yetişmek Muhâl!
Hadîs Der Âyete: Sana Yetişmek Muhâl!
Hadîs ile âyeti muvâzene edersen, bilbedâhe görürsün beşerin en belîği, vahyin de mübelliği, o dahi bâliğ olmaz,
Belâğat-i âyete. O da ona benzemez. Demek ki; lisân-ı (Ahmedî)’den gelen herbir kelâm her dem O’nun olamaz. ∗∗∗
83. Îcâz İle Beyân, İ'câz-ı Kur'ân
Îcâz İle Beyân, İ'câz-ı Kur'ân
Bir zaman rüyada gördüm ki; Ağrı dağı altındayım. Birden o dağ patladı, dağ gibi taşları âleme dağıttı, sarstı cihanı.
Füc'eten bir adam yanımda peydâ oldu. Dedi ki: “Îcâz ile beyân et, icmâl ile îcâz et, bildiğin envâ'-ı i'câz-ı Kur'ân’ı!”
Daha rüyada iken tâbirini düşündüm, dedim: Şuradaki infilâk, beşerde bir inkılâba misâl. İnkılâbda ise, elbet hüdâ-yı Furkànî,
Her tarafta yükselip hem de hâkim olacak. İ'câzının beyânı, zamanı da gelecek! O sâile cevaben dedim: İ'câz-ı Kur'ânî,
Yedi menâbi-i külliyeden tecellî, hem yedi anâsırdan terekküb eder: Birinci menba': Lafzın fesâhatinden selâset-i lisânı;
Nazmın cezâletinden, mânâ belâğatından, mefhûmların bedâatından, mazmunların berâatından, üslûbların garâbetinden birden tevellüd eden bârika-i beyânı.
Onlarla oldu mümtezic, mîzâc-ı i'câzında acîb bir nakş-ı beyân, garîb bir san'at-ı lisânî. Tekrarı hiçbir zaman usandırmaz insanı.
İkinci unsur ise: Umûr-u kevniyede gaybî olan esâsât, İlâhî hakàiktan gaybî olan esrârdan, gaybi-yi âsumânî.
Mâzide kaybolan gaybî olan umûrdan, müstakbelde müstetir kalmış olan ahvâlden birden tazammun eden bir ilmü'l-guyûb hızânı.
Âlemü'l-guyub lisânı, şehâdet âlemiyle konuşuyor erkânı, rumûz ile beyânı, hedef nev'-i insanî, i'câzın bir lem'a-i nurânî...
