Rahîm’in perde arkasından uzattığı ipler ve şeritlerdir ki; ni'metlerini onlara takmış, zîhayatlara uzatıyor. İşte şu beyânâttan, Rahîm, Rezzâk, Mün'im, Kerîm gibi çok esmânın matla'ları görünüyor.
Hem meselâ:
﴿ اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ يُزْج۪ي سَحَابًا ثُمَّ يُؤَلِّفُ بَيْنَهُ ثُمَّ يَجْعَلُهُ رُكَامًا فَتَرَى الْوَدْقَ يَخْرُجُ مِنْ خِلَالِـه۪ وَيُنَزِّلُ مِنَ السَّمَٓاءِ مِنْ جِبَالٍ ف۪يهَا مِنْ بَرَدٍ فَيُص۪يبُ بِـه۪ مَنْ يَشَٓاءُ وَيَصْرِفُهُ عَنْ مَنْ يَشَٓاءُ يَكَادُ سَنَا بَرْقِـه۪ يَذْهَبُ بِالْاَبْصَارِ ❀ يُقَلِّبُ اللّٰهُ الَّيْلَ وَالنَّـهَارَ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَعِبْرَةً لِاُو۬لِي الْاَبْصَارِ ❀ وَاللّٰهُ خَلَقَ كُلَّ دَٓابَّةٍ مِنْ مَٓاءٍ فَمِنْهُمْ مَنْ يَمْش۪ي عَلٰى بَطْنِـه۪ وَمِنْهُمْ مَنْ يَمْش۪ي عَلٰى رِجْلَيْنِ وَمِنْهُمْ مَنْ يَمْش۪ي عَلٰٓى اَرْبَعٍ يَخْلُقُ اللّٰهُ مَا يَشَٓاءُ اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ قَد۪يرٌ ﴾
İşte şu âyet, mu'cizât-ı Rubûbiyet’in en mühimlerinden ve hazine-i rahmetin en acîb perdesi olan bulutların teşkilâtında yağmur yağdırmaktaki tasarrufât-ı acîbeyi beyân ederken güyâ bulutun eczâları cevv-i havada dağılıp saklandığı vakit, istirahate giden neferât misillû bir boru sesiyle toplandığı gibi, emr-i İlâhî ile toplanır, bulut teşkil eder. Sonra, küçük küçük tâifeler bir ordu teşkil eder gibi, o parça parça bulutları te'lif edip, –kıyâmette seyyâr dağlar cesâmet ve şeklinde ve rutûbet ve beyazlık cihetinde kar ve dolu keyfiyetinde olan– o sehâb parçalarından âb-ı hayatı bütün zîhayata gönderiyor. Fakat o göndermekte bir irâde, bir kasd görünüyor, hâcâta göre geliyor; demek gönderiliyor. Cevv; berrak, sâfî, hiçbir şey yokken bir mahşer-i acâib gibi dağvâri parçalar kendi kendine toplanmıyor, belki zîhayatı tanıyan birisidir ki, gönderiyor. İşte şu mesâfe-i maneviyede Kadîr, Alîm, Mutasarrıf, Müdebbir, Mürebbî, Muğîs, Muhyî gibi esmâların matla'ları görünüyor.
#### Sekizinci Meziyet-i Cezâlet
Sekizinci Meziyet-i Cezâlet: Kur'ân kâh oluyor ki, Cenâb-ı Hakk’ın âhirette hàrika ef'âllerini kalbe kabûl ettirmek için ihzariye hükmünde ve zihni tasdike müheyyâ etmek için bir i'dâdiye sûretinde dünyadaki acâib ef'âlini zikreder, veyâhut istikbâlî ve uhrevî olan ef'âl-i acîbe-i İlâhiye’yi
