İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 657 / 765
657

gelecek iki kanadına dizilmiş mu'cizât-ı kudretine nazarı çeviriyor... Bir bahar yerine binler baharı gösteriyor. Bir mu'cize yerine binler mu'cizât-ı kudretine işâret eder. Ve onlardan her bahar, şu hazır bahardan daha kat'î şehâdet eder. Çünkü; mâzi tarafına geçenler zâhirî esbâblarıyla beraber gitmişler; arkalarında, yine kendileri gibi başkalar yerlerine gelmişler. Demek esbâb-ı zâhiriye hiçtir. Yalnız bir Kadîr-i Zülcelâl, onları halkedip hikmetiyle esbâba bağlayarak gönderdiğini gösteriyor. Ve gelecek zamanda dizilmiş hayatdâr olan zemin yüzleri ise, daha parlak şehâdet eder. Çünkü; yeniden, yoktan, hiçten yapılıp, gönderilecek yere konup, vazife gördürüp, sonra gönderilecekler.

İşte ey tabiata saplanan ve bataklıkta boğulmak derecesine gelen gâfil! Bütün mâzi ve müstakbele ulaşacak hikmetli ve kudretli manevî el sâhibi olmayan bir şey, nasıl bu zeminin hayatına karışabilir? Senin gibi hiç-ender hiç olan tesâdüf ve tabiat buna karışabilir mi? Kurtulmak istersen: “Tabiat, olsa olsa bir defter-i kudret-i İlâhiye’dir. Tesâdüf ise; cehlimizi örten gizli bir Hikmet-i İlâhiye’nin perdesidir.” de, hakikate yanaş.

Yirmibeşinci Pencere

Yirmibeşinci Pencere

Nasıl ki; madrub, elbette dâribe delâlet eder. San'atlı bir eser, san'atkârı icâb eder. Veled, vâlidi iktiza eder. Tahtiyet, fevkıyeti istilzam eder. Ve hâkezâ... Bütün umûr-u izafiye tâbir ettikleri biri birisiz olmayan evsâf-ı nisbiye misillû şu kâinâtın cüz'iyâtında ve hey'et-i umumiyesinde görünen imkân dahi, vücûbu gösterir. Ve bütün onlarda görünen infiâl, bir fiili gösterir. Ve umumunda görünen mahlûkıyet, Hàlıkıyet’i gösterir. Ve umumunda görünen kesret ve terkîb, vahdeti istilzam eder. Ve vücûb ve fiil ve Hàlıkıyet ve vahdet, bilbedâhe ve bizzarûre; mümkün, münfail, kesîr, mürekkeb, mahlûk olmayan; vâcib ve fâil, vâhid ve hàlık olan mevsuflarını ister. Öyle ise; bilbedâhe bütün kâinâttaki bütün imkânlar, bütün infiâller, bütün mahlûkıyetler, bütün kesret ve terkîbler, bir Zât-ı Vâcibü'l-Vücûd, Fa'âlün Limâ Yürîd, Hàlık-ı Küllî Şey’e, Vâhid-i Ehad’e şehâdet eder.

Elhâsıl: Nasıl, imkândan vücûb görünüyor. İnfiâlden fiil ve kesretten vahdet; bunların vücûdu, onların vücûduna kat'iyyen delâlet eder. Öyle de, mevcûdât üstünde görünen masnûiyet ve merzûkıyet gibi sıfatlar dahi, Sâniiyet, Rezzâkıyet gibi şe'nlerin vücûdlarına kat'î delâlet ediyor. Şu sıfâtın vücûdu dahi, bizzarûre ve bilbedâhe, bir Hallâk ve bir Rezzâk Sâni'-i Rahîm’in vücûduna delâlet eder. Demek herbir mevcûd taşıdığı yüzler bu çeşit sıfatlar lisânı ile, Zât-ı Vâcibü'l-Vücûd’un yüzler Esmâ-i Hüsnâ’sına şehâdet ederler. Bu şehâdetler kabûl edilmezse, mevcûdâtın bütün bu çeşit sıfatlarını inkâr etmek lâzım gelir...

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.