mârifetullâhta ileri gider. Sahâbelerin dünyası ise, işte o iki yüzdedir. Dünyayı âhiret mezraası görüp, ekip biçmişler. Mevcûdâtı, Esmâ-i İlâhiye’nin âyinesi görüp, müştâkàne temâşâ edip bakmışlar. Fenâ-i dünya ise, fânî yüzüdür ki, insanın hevesâtına bakar.
##### Üçüncü Sual
Üçüncü Suâl: Tarîkatlar, hakikatlerin yollarıdır. Tarîkatların içerisinde en meşhûr ve en yüksek ve cadde-i kübrâ iddia olunan Tarîk-ı Nakşibendî hakkında, o tarîkatın kahramanlarından ve imâmlarından bazıları esâsını böyle ta'rif etmişler, demişler ki:
دَرْ طَرِيقِ نَقْشبَنْدِى لَازِمْ آمَدْ چَارِ تَرْك، تَرْكِ دُنْيَا، تَرْكِ عُقْبَى، تَرْكِ هَسْتِى، تَرْكِ تَرْكْ
Yani, Tarîk-ı Nakşî’de dört şeyi bırakmak lâzım: Hem dünyayı, hem nefis hesabına âhireti dahi maksûd-u hakîki yapmamak; hem vücûdunu unutmak; hem ucbe, fahre girmemek için bu terkleri düşünmemektir. Demek hakîki mârifetullâh ve kemâlât-ı insaniye terk-i mâsivâ ile olur?
Elcevab: Eğer, insan yalnız bir kalbden ibaret olsaydı bütün mâsivâyı terk, hattâ esmâ ve sıfâtı dahi bırakmak, yalnız Cenâb-ı Hakk’ın zâtına rabt-ı kalb etmek lâzım gelirdi. Fakat insanın akıl, rûh, sır, nefis gibi pek çok vazifedâr letâifi ve hàssaları vardır. İnsan-ı kâmil odur ki; bütün o letâifi, kendilerine mahsûs ayrı ayrı tarîk-ı ubûdiyette, hakikat cânibine sevketmek ile, sahâbe gibi geniş bir dâirede, zengin bir sûrette, kalb bir kumandan gibi, letâif askerleriyle kahramanâne maksada yürüsün. Yoksa kalb, yalnız kendini kurtarmak için askerini bırakıp tek başıyla gitmek, medâr-ı iftihar değil, belki netice-i ıztırardır.
##### Dördüncü Sual
Dördüncü Suâl: Sahâbelere karşı iddia-yı rüchân nereden çıkıyor? Kim çıkarıyor? Şu zamanda, bu mes'eleyi medâr-ı bahsetmek nedendir? Hem Müçtehidîn-i İzâm’a karşı müsâvât da'vâ etmek neden ileri geliyor?
Elcevab: Şu mes'eleyi söyleyen iki kısımdır. Bir kısmı, sâfî ehl-i diyânet ve ehl-i ilimdir ki; bazı ehâdîsi görmüşler, şu zamanda ehl-i takvâ ve salâhati teşvik ve terğîb için öyle mebhaslar açıyorlar. Bu kısma karşı sözümüz yok. Zâten onlar azdırlar, çabuk da intibâha gelirler. Diğer kısım ise, gayet müdhiş mağrûr insanlardır ki; mezhebsizliklerini, Müçtehidîn-i İzâm’a müsâvât da'vâsı altında neşretmek istiyorlar ve dinsizliklerini, sahâbeye karşı müsâvât da'vâsı altında icra etmek istiyorlar.
Çünkü, evvelen; o ehl-i dalâlet sefâhete girmiş, sefâhette tiryâkî olmuş, sefâhete mâni olan tekâlif-i Şer'iye’yi yapamıyor. Kendine bir bahâne
