İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 190 / 765
190

kesbeden ve “ebdâl” denilen bir kısmı, bir ânda birçok yerlerde müşâhede ediliyormuş. Aynı zât, ayrı ayrı çok işleri görüyormuş.

Evet, nasıl cismâniyâta cam ve su gibi şeyler âyine olur, öyle de; rûhâniyâta dahi hava ve esîr ve âlem-i misâlin bazı mevcûdâtı âyine hükmünde ve berk ve hayâl sür'atinde bir vâsıta-i seyr ve seyahat sûretine geçerler ve o rûhâniler, hayâl sür'atiyle o merâyâ-yı nazîfede, o menâzil-i latîfede gezerler. Bir ânda binler yerlere girerler.

Mâdem güneş gibi âciz ve musahhar mahlûklar ve rûhâni gibi madde ile mukayyed nîm-nurânî masnû'lar, nurâniyet sırrıyla bir yerde iken pekçok yerlerde bulunabilirler. Mukayyed bir cüz'î iken, mutlak bir küllî hükmünü alırlar. Bir ânda cüz'î bir ihtiyar ile pek çok muhtelif işleri yapabilirler... Acaba, maddeden mücerred ve muallâ.. ve tahdid-i kayd ve zulmet-i kesâfetten münezzeh ve müberrâ.. ve şu umum envâr ve bütün nurâniyât, O’nun envâr-ı kudsiye-i esmâsının bir kesif zılâli.. ve umum vücûd ve bütün hayat ve âlem-i ervâh ve âlem-i misâl, nîm-şeffâf bir âyine-i cemâli.. ve sıfâtı muhîta ve şuûnâtı külliye olan bir Zât-ı Akdes’in irâde-i külliye ve kudret-i mutlaka ve ilm-i muhîtle tecellî-i sıfâtı ve cilve-i ef'âli içindeki teveccüh-ü ehadiyetinden hangi şey saklanabilir, hangi iş ağır gelebilir, hangi şey gizlenebilir, hangi ferd uzak kalabilir, hangi şahıs külliyet kesbetmeden ona yanaşabilir?

Evet nasıl güneş, kayıdsız nuru, maddesiz aksi vâsıtasıyla sana, senin göz bebeğinden daha yakın olduğu hâlde, sen mukayyed olduğun için ondan gayet uzaksın. Ona yanaşmak için çok kayıdlardan tecerrüd etmek, çok merâtib-i külliyeden geçmek lâzım gelir. Âdeta ma'nen yer kadar büyüyüp, kamer kadar yükselip, sonra doğrudan doğruya güneşin mertebe-i asliyesine bir derece yanaşabilir ve perdesiz görüşebilirsin. Öyle de; Celîl-i Zülcemâl, Cemîl-i Zülkemâl, sana gayet yakındır. Sen O’ndan gayet uzaksın. Kalbin kuvveti, aklın ulviyeti varsa, temsîldeki noktaları hakikate tatbike çalış...

İkinci Şua

İKİNCİ ŞUÂ:

Ey nefs-i bî-hûş! Diyorsun ki:

﴾ اِنَّمَٓا اَمْرُهُٓ اِذَٓا اَرَادَ شَيْئًا اَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ  ﴿ hem

﴿ اِنْ كَانَتْ اِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً فَاِذَا هُمْ جَم۪يعٌ لَدَيْنَا مُحْضَرُونَ ﴾

gibi âyetler, vücûd-u eşya, sırf bir emr ile ve def'î olduğunu

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.