İşte bak! Gördüğümüz menzil ve meydân ve meşher gibi acâibler, her tarafta bulunuyor. Lâkin, san'atça, sûretçe birbirinden ayrıdırlar. Fakat, buna iyi dikkat et ki; o sebatsız menzillerde, o devamsız meydânlarda, o bekàsız meşherlerde; ne kadar bâhir bir hikmetin intizamâtı, ne derece zâhir bir inâyetin işârâtı, ne mertebe àlî bir adâletin emârâtı, ne derece vâsi' bir merhametin semerâtı görünüyor. Basîretsiz olmayan herkes yakìnen anlar ki; O’nun hikmetinden daha ekmel bir hikmet ve inâyetinden daha ecmel bir inâyet ve merhametinden daha eşmel bir merhamet ve adâletinden daha ecell bir adâlet olamaz ve tasavvur edilemez.
Eğer farazâ, tevehhüm ettiğin gibi, dâire-i memleketinde dâimî menziller, àlî mekânlar, sâbit makamlar, bâkî meskenler, mukîm ahâli, mes'ûd raiyeti bulunmazsa: Şu hikmet, inâyet, merhamet, adâletin hakikatlerine şu bekàsız memleket mazhar olamadığı ma'lûm; ve onlara mazhar olacak, başka yerde de bulunmazsa; o vakit gündüz ortasında güneşin ışığını gördüğümüz hâlde, güneşi inkâr etmek derecesinde bir ahmaklıkla, şu gözümüz önündeki hikmeti inkâr etmek ve şu müşâhede ettiğimiz inâyeti inkâr etmek ve şu gördüğümüz merhameti inkâr etmek ve şu pek kuvvetli emârâtı, işârâtı görünen adâleti inkâr etmek lâzım gelir. Hem bu gördüğümüz icraat-ı hakîmâne ve ef'âl-i kerîmâne ve ihsânat-ı rahîmânenin sâhibini –hâşâ sümme hâşâ!– sefîh bir oyuncu, gaddâr bir zâlim olduğunu kabûl etmek lâzımgelir. Bu ise, hakikatlerin zıtlarına inkılâbıdır.
Hâlbuki; inkılâb-ı hakàik, bütün ehl-i aklın ittifakıyla muhâldir, mümkün değildir. Yalnız, herşeyin vücûdunu inkâr eden Sofestâi eblehler hàriçtir.
Demek, bu diyardan başka bir diyar vardır. Onda bir Mahkeme-i Kübrâ, bir ma'dele-i ulyâ, bir mekreme-i uzmâ vardır ki; tâ şu merhamet ve hikmet ve inâyet ve adâlet tamamen tezâhür etsinler...
On İkinci Suret
ONİKİNCİ SÛRET:
Gel, şimdi döneceğiz. Şu cemâatlerin reisleriyle ve zâbitleriyle görüşeceğiz ve techizâtlarına bakacağız ki; o techizât, yalnız o meydândaki kısa bir müddet içinde geçinmek için mi verilmiştir.. yâhut, başka yerde uzun bir saâdet hayatı tahsil etmek için mi verilmiştir.. görelim. Herkese ve her techizâta bakamayız. Fakat, nümûne için şu zâbitin cüzdan ve defterine bakacağız. Bu cüzdanda zâbitin rütbesi, maaşı, vazifesi, matlûbâtı, düstur-u harekâtı vardır.
Bak, bu rütbe birkaç günlük için değil; pek uzun bir zaman için verilebilir. “Şu maaşı hazine-i hàssadan filân tarihte alacaksın.” yazılıdır. Hâlbuki o tarih, çok zaman sonra ve bu meydân kapandıktan sonra gelir.
