Yıldızları Konuşturan Bir Yıldızname
[Bir vakit Barla’da, Çam Dağı’nda yüksek bir mevkide, gecede semânın yüzüne baktım. Gelecek fıkralar birden hutûr etti. Yıldızların lisân-ı hâl ile konuşmalarını hayâlen işittim gibi bu yazıldı. Nazım ve şiir bilmediğim için şiir kaidesine girmedi. Tahattur olduğu gibi yazılmış. Dördüncü Mektûb ile Otuzikinci Söz’ün Birinci Mevkıfı’nın âhirinden alınmıştır.]
YILDIZLARI KONUŞTURAN BİR YILDIZNÂME
Dinle de yıldızları şu hutbe-i şîrînine,
Nâme-i nûrîn-i hikmet, bak ne takrîr eylemiş! ∗ ∗
Hep beraber nutka gelmiş, hak lisânıyla derler:
“Bir Kadîr-i Zülcelâl’in haşmet-i Sultanına, ∗ ∗
Birer bürhân-ı nur-efşânız vücûd-u Sâni'a,
Hem vahdete, hem kudrete şâhidleriz biz! ∗ ∗
Şu zeminin yüzünü yaldızlayan
Nâzenîn mu'cizâtı çün melek seyranına, ∗ ∗
Bu semânın Arz’a bakan, Cennet’e dikkat eden
Binler müdakkik gözleriz biz! (Hâşiye) [^9]
[^9]:(Hâşiye) Yani; Cennet çiçeklerinin fidanlık ve mezraacığı olan zeminin yüzünde hadsiz mu'cizât-ı kudret teşhîr edildiğinden semâvât âlemindeki melâikeler o mu'cizâtı, o hàrikaları temâşâ ettikleri gibi, ecrâm-ı semâviyenin gözleri hükmünde olan yıldızlar dahi, güyâ melâikeler gibi zemin yüzündeki nâzenîn masnûâtı gördükçe Cennet âlemine bakıyorlar. O muvakkat hàrikaları bâkî bir sûrette Cennet'te dahi müşâhede ediyorlar gibi, bir zemine, bir Cennet'e bakıyorlar. Yani; o iki âleme nezâretleri var demektir.
∗ ∗
