bütün geçmiş zamandaki mu'cizât-ı kudreti olan vukûâtı şehâdet eden ve kıyâmet ve haşre pek benzeyen kış ile baharı her vakit bilmüşâhede icâd eden bir Kadîr-i Zülcelâl’den, insan nasıl ademe gidip kaçabilir, toprağa girip saklanabilir.
Mâdem bu dünyada ona lâyık muhâsebe görülüp hüküm verilmiyor. Elbette bir Mahkeme-i Kübrâ, bir saâdet-i uzmâya gidecektir.
Sekizinci Hakikat
SEKİZİNCİ HAKİKAT:
Bâb-ı Va'd ve Vaîd’dir. İsm-i Cemîl ve Celîl’in cilvesidir.
Hiç mümkün müdür ki; Alîm-i Mutlak ve Kadîr-i Mutlak olan şu masnûâtın Sâni'i; bütün Enbiyâ’nın tevâtürle haber verdikleri ve bütün Sıddıkîn ve Evliyâ’nın icmâ ile şehâdet ettikleri mükerrer va'd ve vaîd-i İlâhî’sini yerine getirmeyip, –hâşâ– acz ve cehlini göstersin. Hâlbuki; va'd ve vaîdinde bulunduğu emirler, kudretine hiç ağır gelmez; pek hafif ve pek kolay... Geçmiş baharın hesabsız mevcûdâtını gelecek baharda kısmen aynen (Hâşiye-1) [^22] kısmen mislen (Hâşiye-2) [^23] iâdesi kadar kolaydır.
[^22]:(Hâşiye-1) Ağaç ve otların kökleri gibi.
[^23]:(Hâşiye-2) Yapraklar, meyveler gibi.
Îfâ-yı va'd ise; hem bize, hem herşeye hem kendisine, hem Saltanat-ı Rubûbiyet’ine pek çok lâzımdır.
Hulfü'l-va'd ise; hem izzet-i iktidarına zıttır, hem ihâta-yı ilmiyesine münâfîdir. Zîra hulfü'l-va'd, ya cehilden, ya aczden gelir.
Ey münkir! Bilir misin ki; küfür ve inkârın ile ne kadar ahmakça bir cinayet işliyorsun ki; kendi yalancı vehmini, hezeyancı aklını, aldatıcı nefsini tasdik edip, hiçbir vecihle, hulf ve hilâfa mecburiyeti olmayan ve hiçbir vecihle, hilâf O’nun izzetine ve haysiyetine yakışmayan ve bütün görünen şeyler ve işler, sıdkına ve hakkâniyetine şehâdet eden bir Zât’ı tekzîb ediyorsun! Nihâyetsiz küçüklük içinde nihâyetsiz büyük cinayet işliyorsun! Elbette, ebedî, büyük cezaya müstehak olursun. Bazı ehl-i Cehennemin bir dişi, dağ kadar olması; cinayetinin büyüklüğüne bir mikyâs olarak haber verilmiş.
Misâlin şu yolcuya benzer ki; güneşin ziyâsından gözünü kapar, kafası içindeki hayâline bakar. Vehmi, bir yıldız böceği gibi kafa fenerinin ışığıyla dehşetli yolunu tenvir etmek istiyor.
Mâdem şu mevcûdât, hak söyleyen sâdık kelimeleri; şu hâdisât-ı kâinât, doğru söyleyen nâtık âyetleri olan Cenâb-ı Hak va'd etmiş. Elbette yapacaktır. Bir Mahkeme-i Kübrâ açacaktır. Bir saâdet-i uzmâ verecektir.
