İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 465 / 765
465

dersini verdiği gibi: Nefsin muktezâsı, dâima iyiliği kendinden bilip fahr ve ucbe girer. Bu hatvede, nefsinde yalnız kusuru ve naksı ve aczi ve fakrı görüp, bütün mehâsin ve kemâlâtını, Fâtır-ı Zülcelâl tarafından ona ihsân edilmiş ni'metler olduğunu anlayıp, fahr yerinde şükür ve temeddüh yerinde hamdetmektir.

Şu mertebede tezkiyesi, ﴾ قَدْ اَفْلَحَ مَنْ زَكّٰيهَا ﴿ sırrıyla şudur ki: Kemâlini kemâlsizlikte, kudretini aczde, gınâsını fakrda bilmektir.

#### Dördüncü Hatve

Dördüncü Hatvede:

﴾ كُلُّ شَىْءٍ هَاِلكٌ اِلَّا وَجْهَهُ ﴿ dersini verdiği gibi: Nefis, kendini serbest ve müstakil ve bizzat mevcûd bilir. Ondan bir nev'i rubûbiyet da'vâ eder. Ma'bûd’una karşı adâvetkârâne bir isyanı taşır. İşte gelecek şu hakikati derketmekle ondan kurtulur. Hakikat şöyledir ki: Herşey nefsinde mânâ-yı ismiyle fânîdir, mefkûddur, hâdistir, ma'dûmdur. Fakat mânâ-yı harfiyle ve Sâni'-i Zülcelâl’in esmâsına âyinedârlık cihetiyle ve vazifedârlık itibariyle şâhiddir, meşhûddur, vâciddir, mevcûddur.

Şu makamda tezkiyesi ve tathîri şudur ki: Vücûdunda adem, ademinde vücûdu vardır. Yani, kendini bilse, vücûd verse, kâinât kadar bir zulümât-ı adem içindedir. Yani, vücûd-u şahsîsine güvenip Mûcid-i Hakîki’den gaflet etse, yıldız böceği gibi bir şahsî ziyâ-yı vücûdu, nihâyetsiz zulümât-ı adem ve firâklar içinde bulunur, boğulur. Fakat enâniyeti bırakıp, bizzat nefsi hiç olduğunu ve Mûcid-i Hakîki’nin bir âyine-i tecellîsi bulunduğunu gördüğü vakit, bütün mevcûdâtı ve nihâyetsiz bir vücûdu kazanır. Zîra bütün mevcûdât, esmâsının cilvelerine mazhar olan Zât-ı Vâcibü'l-Vücûd’u bulan, herşeyi bulur.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.