İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 258 / 765
258

aldandı, Cennet gibi bir makamdan, rû-yi zemine muvakkaten sukùt etti. Sakın siz de terakkiyâtınızda şeytana uyup Hikmet-i İlâhiye’nin semâvâtından, tabiat dalâletine sukùta vâsıta yapmayınız. Vakit be-vakit başınızı kaldırıp Esmâ-i Hüsnâ’ma dikkat ederek o semâvâta urûc etmek için fünûnunuzu ve terakkiyâtınızı merdiven yapınız; tâ fünûn ve kemâlâtınızın menba'ları ve hakikatleri olan Esmâ-i Rabbâniye’me çıkasınız ve o Esmâ’nın dûrbîniyle, kalbinizle Rabbinize bakasınız...”

Bir Nükte-i Mühimme

BİR NÜKTE-İ MÜHİMME VE BİR SIRR-I EHEMM

Şu âyet-i acîbe, insanın câmiiyet-i isti'dâdı cihetiyle mazhar olduğu bütün kemâlât-ı ilmiye ve terakkiyât-ı fenniye ve havârık-ı sun'iyeyi “Ta'lim-i Esmâ” ünvânıyla ifâde ve tâbir etmekte şöyle latîf bir remz-i ulvî var ki: Herbir kemâlin, herbir ilmin, herbir terakkiyâtın, herbir fennin bir hakikat-i àliyesi var ki; o hakikat, bir ism-i İlâhî’ye dayanıyor. Pek çok perdeleri ve mütenevvi' tecelliyâtı ve muhtelif dâireleri bulunan o isme dayanmakla o fen, o kemâlât, o san'at, kemâlini bulur, hakikat olur. Yoksa yarım yamalak bir sûrette nâkıs bir gölgedir...

Meselâ, hendese bir fendir. Onun hakikati ve nokta-i müntehâsı, Cenâb-ı Hakk’ın “İsm-i Adl ve Mukaddir” ine yetişip, hendese âyinesinde o ismin hakîmâne cilvelerini haşmetiyle müşâhede etmektir.

Meselâ, tıb bir fendir, hem bir san'attır. Onun da nihâyeti ve hakikati, Hakîm-i Mutlak’ın “Şâfi” ismine dayanıp, eczâhâne-i kübrâsı olan rû-yi zeminde rahîmâne cilvelerini, edviyelerde görmekle tıb, kemâlâtını bulur, hakikat olur.

Meselâ, hakikat-i mevcûdâttan bahseden hikmetü'l-eşya, Cenâb-ı Hakk’ın (Celle Celâlühû) “İsm-i Hakîm” inin tecelliyât-ı kübrâsını müdebbirâne, mürebbiyâne eşyada, menfaatlerinde ve maslahatlarında görmekle ve o isme yetişmekle ve ona dayanmakla şu hikmet, hikmet olabilir. Yoksa, ya hurâfâta inkılâb eder ve mâlâyaniyât olur veya felsefe-i tabîiye misillû dalâlete yol açar. İşte sana üç misâl!.. Sâir kemâlât ve fünûnu bu üç misâle kıyâs et.

İşte Kur'ân-ı Hakîm, şu âyetle beşeri, şimdiki terakkiyâtında pek çok geri kaldığı en yüksek noktalara, en ileri hududa, en nihâyet mertebelere, arkasına dest-i teşviki vurup, parmağıyla o mertebeleri göstererek: “Haydi, arş ileri!” diyor. Bu âyetin hazine-i uzmâsından şimdilik bu cevherle iktifâ ederek o kapıyı kapıyoruz...

Hem meselâ: Hâtem-i dîvân-ı nübüvvet ve bütün enbiyânın mu'cizeleri, O’nun da'vâ-i risaletine bir tek mu'cize hükmünde olan enbiyânın serveri

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.