İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 171 / 765
171

Elbette kesâfetli topraktan ve küdûretli sudan mütemâdiyen letâfetli hayatı ve nurâniyetli zevi'l-idraki halkeden Hàlık’ın, elbette rûha ve hayata münâsib şu nur denizinden ve hattâ zulmet bahrinden bir kısım zîşuûr mahlûkları vardır. Hem çok kesretli olarak vardır. Melâike ve rûhâniyâtın vücûdlarına dair “Nokta” nâmında bir risalemde ve Yirmidokuzuncu Söz’de iki kere iki dört eder derecesinde bir kat'iyyetle isbât edilmiştir. Eğer istersen ona müracaat et.

İkinci Basamak

İkinci Basamak: Zemin ile gökler, bir hükûmetin iki memleketi gibi birbirine alâkadardırlar. Ortalarında ehemmiyetli irtibat ve mühim muâmeleler vardır. Zemine lâzım olan ziyâ, harâret ve bereket ve rahmet gibi şeyler semâdan geliyor, yani gönderiliyor. Vahye istinâd eden bütün edyân-ı semâviyenin icmâı ile ve şühûda istinâd eden bütün ehl-i keşfin tevâtürüyle, melâike ve ervâh semâdan zemine geliyorlar. Bundan, hisse karîb bir hads-i kat'î ile bilinir ki; sekene-i arz için, semâya çıkmak için bir yol vardır. Evet, nasıl herkesin akıl ve hayâl ve nazarı her vakit semâya gider; öyle de, ağırlıklarını bırakan ervâh-ı enbiyâ ve evliyâ veya cesedlerini çıkaran ervâh-ı emvât, İzn-i İlâhî ile oraya giderler. Mâdem hìffet ve letâfet bulanlar oraya giderler, elbette cesed-i misâlî giyen ve ervâh gibi hafif ve latîf bir kısım sekene-i arz ve hava, semâya gidebilirler.

Üçüncü Basamak

Üçüncü Basamak: Semânın sükût ve sükûneti ve intizam ve ıttırâdı ve vüs'at ve nurâniyeti gösterir ki; sekenesi, zeminin sekenesi gibi değiller; belki bütün ahâlisi mutî'dirler. Ne emrolunsa onu işlerler. Müzâheme ve münâkaşayı icâb edecek bir sebeb yoktur. Zîra memleket geniş, fıtratları sâfî, kendileri masûm, makamları sâbittir. Evet, zeminde ezdâd ictimâ' etmiş, eşrâr ahyâra karışmış, içlerinde münâkaşât başlamış. O sebebden ihtilâfât ve ızdırâbat düşmüş. Ve ondan imtihanât ve müsâbakat teklif edilmiş. Ve ondan terakkiyât ve tedenniyât çıkmış. Şu hakikatin hikmeti şudur ki:

Beşer, şecere-i hilkatin en son cüz'ü olan meyvesidir. Ma'lûmdur ki, bir şeyin semeresi, en uzak, en cem'iyetli, en nâzik, en ehemmiyetli cüz'üdür. İşte bunun için semere-i âlem olan insan en câmi', en bedî', en âciz, en zaîf ve en latîf bir mu'cize-i kudret olduğundan, beşiği ve meskeni olan zemin, âsumâna nisbeten maddeten küçüklüğüyle ve hakaretiyle beraber ma'nen ve san'aten bütün kâinâtın kalbi, merkezi.. bütün mu'cizât-ı san'atın meşheri, sergisi.. ve bütün tecelliyât-ı esmâsının mazharı, nokta-i mihrâkiyesi.. ve nihâyetsiz fa'âliyet-i Rabbâniye’nin mahşeri ve ma'kesi.. ve hadsiz hallâkıyet-i İlâhiye’nin, hususan nebâtât ve hayvanatın kesretli envâ'-ı sağîresinde, cevvâdâne icâdın medârı ve çarşısı.. ve pek geniş âhiret âlemlerindeki masnûâtın küçük mikyâsta nümûnegâhı..

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.