bir nakışta milyonlar san'atı dercedebilsin. Çünkü, bak bu taşlardaki nakşa; (Hâşiye-8) [^8] herbirisinde bütün sarayın nakışları var, bütün şehrin tanzimât kanunları var, bütün memleketin teşkilât programları var. Demek bu nakışları yapmak, bütün memleketi yapmak kadar hàrikadır. Öyle ise; herbir nakış, herbir san'at, o gizli Zât’ın bir ilânnâmesidir, bir hâtemidir.
[^8]: (Hâşiye-8) Şecere-i hilkatin meyvesi olan insana ve kendi ağacının programını ve fihristesini taşıyan meyveye işârettir. Zîra kalem-i kudret, âlemin kitab-ı kebîrinde ne yazmış ise; icmâlini mâhiyet-i insaniyede yazmıştır. Kalem-i kader, dağ gibi bir ağaçta ne yazmış ise; tırnak gibi meyvesinde dahi dercetmiştir...
Mâdem bir harf, kâtibini göstermeksizin olmaz. San'atlı bir nakış, nakkàşını bildirmemek olmaz... Nasıl olur ki, bir harfte koca bir kitabı yazan, bir nakışta bin nakşı nakşeden nakkàş, kendi kitabıyla ve nakşıyla bilinmesin!..
Altıncı Bürhan
ALTINCI BÜRHÂN:
Gel, bu geniş ovaya çıkacağız. (Hâşiye-9) [^9] İşte o ova içinde yüksek bir dağ var. Üstüne çıkacağız, tâ bütün etrafı görülsün. Hem herşeyi yakınlaştıracak güzel dûrbînleri de beraber alacağız. Çünkü, bu acîb memlekette acîb işler oluyor. Her saatte hiç aklımıza gelmeyen işler oluyor. İşte bak! Bu dağlar ve ovalar ve şehirler, birden değişiyor. Hem nasıl değişiyor... Öyle bir tarzda ki; milyonlarla birbiri içinde işler gayet muntazam sûrette değişiyor. Âdeta milyonlar mütenevvi' kumaşlar birbiri içinde beraber dokunuyor gibi pek acîb tahavvülât oluyor. Bak, o kadar ünsiyet ettiğimiz ve tanıdığımız çiçekli-miçekli şeyler kayboldular. Muntazaman yerlerine ve mâhiyetçe onlara benzer, fakat sûretçe ayrı, başkaları geldiler. Âdeta şu ova, dağlar, birer sahife, yüzbinlerle ayrı ayrı kitaplar içinde yazılıyor. Hem hatâsız, noksansız olarak yazılıyor. İşte bu işler, yüz derece muhâldir ki; kendi kendine olsun. Evet nihâyet derecede san'atlı, dikkatli şu işler, kendi kendine olmak bin derece muhâldir ki; kendilerinden ziyâde, san'atkârlarını gösteriyorlar. Hem bunları işleyici öyle mu'ciz-nümâ bir Zât’tır ki; hiçbir iş, ona ağır gelmez. Bin kitab yazmak, bir harf kadar O’na kolay gelir.
[^9]:(Hâşiye-9) Bahar ve yaz mevsiminde zeminin yüzüne işârettir. Zîra yüzbinler muhtelif mahlûkatın tâifeleri, birbiri içinde beraber icâd edilir, rû-yi zeminde yazılır. Galatsız, kusursuz, kemâl-i intizamla değiştirilir. Binler Sofra-i Rahmân açılır, kaldırılır; taze taze gelir. Herbir ağaç birer tablacı, herbir bostan birer kazan hükmüne geçer.
Bununla beraber her tarafa bak ki, hem öyle bir hikmetle herşeyi yerli yerine koyuyor ve öyle mükrimâne herkese lâyık oldukları lütûfları yapıyor, hem öyle ihsân-perverâne umumî perdeler ve kapılar açıyor ki; herkesin arzularını tatmin ediyor. Hem öyle sehàvet-perverâne sofralar
