İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 294 / 765
294

Altıncı Lem'a

ALTINCI LEM'A: Hàlık-ı Zülcelâl’in nasıl ki mahlûkatının herbir ferdinin başında ve masnûâtının herbir cüz'ünün cebhesinde, ehadiyetinin sikkesini koymuştur; (Nasıl ki geçmiş lem'alarda bir kısmını gördün.) öyle de, herbir nev'in üstünde çok sikke-i ehadiyet, herbir küll üstünde müteaddid hâtem-i vâhidiyet, tâ mecmû-u âlem üstünde mütenevvi' tuğrâ-i vahdet, gayet parlak bir sûrette koymuştur. İşte pek çok sikkelerden ve hâtemlerden ve tuğrâlardan, sath-ı arz sahifesinde bahar mevsiminde vaz'edilen bir sikke, bir hâtemi göstereceğiz. Şöyle ki:

Nakkàş-ı Ezelî, zeminin yüzünde yaz, bahar zamanında en az üçyüzbin nebâtât ve hayvanatın envâ'ını, nihâyetsiz ihtilât, karışıklık içinde nihâyet derecede imtiyaz ve teşhîs ile ve gayet derecede intizam ve tefrik ile haşir ve neşretmesi, bahar gibi zâhir ve bâhir parlak bir sikke-i tevhiddir. Evet, bahar mevsiminde ölmüş arzın ihyâsı içinde, üçyüzbin haşrin nümûnelerini kemâl-i intizam ile icâd etmek ve arzın sahifesinde birbiri içinde üçyüzbin muhtelif envâ'ın efrâdını hatâsız ve sehivsiz, galatsız, noksansız, gayet mevzûn, manzûm, gayet muntazam ve mükemmel bir sûrette yazmak, elbette nihâyetsiz bir kudrete ve muhît bir ilme ve kâinâtı idare edecek bir irâdeye mâlik bir Zât-ı Zülcelâl’in, bir Kadîr-i Zülkemâl’in ve bir Hakîm-i Zülcemâl’in sikke-i mahsûsası olduğunu zerre mikdar şuûru bulunanın derketmesi lâzımgelir.

Kur'ân-ı Hakîm fermân ediyor ki:

﴿ فَانْظُرْ اِلٰٓى آثَارِ رَحْمَةِ اللّٰهِ كَيْفَ يُحْيِي الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا اِنَّ ذٰلِكَ لَمُحْيِي الْمَوْتٰى وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ قَد۪يرٌ ﴾

Evet, zeminin diriltilmesinde, üçyüzbin haşrin nümûnelerini, birkaç gün zarfında yapan, gösteren kudret-i Fâtıra’ya; elbette insanın haşri O’na göre kolay gelir. Meselâ: Gelincik Dağı’nı ve Süphan Dağı’nı bir işâretle kaldıran bir Zât-ı mu'ciz-nümâya: “Şu dereden, yolumuzu kapayan şu koca taşı kaldırabilir misin?” denilir mi! Öyle de, gök ve dağ ve yeri altı günde icâd eden ve onları vakit be-vakit doldurup boşaltan bir Kadîr-i Hakîm’e, bir Kerîm-i Rahîm’e: “Ebed tarafından ihzar edilip serilmiş, kendi ziyâfetine gidecek yolumuzu seddeden şu toprak tabakasını üstümüzden kaldırabilir misin? Yeri düzeltip bizi ondan geçirebilir misin?” İstib'âd sûretinde söylenir mi!

Şu zeminin yüzünde yaz zamanında bir sikke-i tevhidi gördün. Şimdi bak! Gayet basîrâne ve hakîmâne zemin yüzündeki şu tasarrufât-ı azîme-i bahariye üstünde bir hâtem-i vâhidiyet gayet âşikâre görünüyor.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.