İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 295 / 765
295

Çünkü; şu icraat, bir vüs'at-i mutlaka içinde ve o vüs'atle beraber bir sür'at-i mutlaka ile ve o sür'at ile beraber bir sehàvet-i mutlaka içinde görünen intizam-ı mutlak ve kemâl-i hüsn-ü san'at ve mükemmeliyet-i hilkat; öyle bir hâtemdir ki, gayr-ı mütenâhî bir ilim ve nihâyetsiz bir kudret sâhibi ona sâhib olabilir.

Evet görüyoruz ki; bütün yeryüzünde bir vüs'at-i mutlaka içinde bir icâd, bir tasarruf, bir fa'âliyet var. Hem o vüs'at içinde bir sür'at-i mutlaka ile işleniyor. Hem o sür'at ve vüs'atle beraber bir sühûlet-i mutlaka ile yapılıyor. Hem o sür'at ve vüs'at ve sühûletle beraber teksir-i efrâdda bir sehàvet-i mutlaka görünüyor. Hem o sehàvet ve sühûlet ve sür'at ve vüs'atle beraber herbir nev'ide, herbir ferdde görünen bir intizam-ı mutlak ve gayet mümtâz bir hüsn-ü san'at ve gayet müstesnâ bir mükemmeliyet-i hilkat ile beraber gayet sehàvet içinde bir intizam-ı tam var. Ve o teksir-i efrâd içinde bir mükemmeliyet-i hilkat ve gayet sür'at içinde bir hüsn-ü san'at ve nihâyet ihtilât içinde bir imtiyaz-ı etemm ve gayet mebzûliyet içinde gayet kıymetdâr eserler ve gayet geniş dâire içinde tam bir muvâfakat ve gayet sühûlet içinde gayet san'atkârâne bedîaları icâd etmek, bir ânda, her yerde, bir tarzda, her ferdde bir san'at-ı hàrika, bir fa'âliyet-i mu'ciz-nümâ göstermek; elbette ve elbette öyle bir Zât’ın hâtemidir ki, hiçbir yerde olmadığı gibi, her yerde hazır, nâzırdır. Hiçbir şey O’ndan gizlenmediği gibi, hiçbir şey O’na ağır gelmez. Zerrelerle yıldızlar, O’nun kudretine nisbeten müsâvîdirler.

Meselâ: O Rahîm-i Zülcemâl’in bağistan-ı kereminden, mu'cizâtının salkımlarından bir tanecik hükmünde gördüğüm iki parmak kalınlığında bir üzüm asmasına asılmış olan salkımları saydım, yüz ellibeş çıktı. Bir salkımın dânesini saydım, yüzyirmi kadar oldu. Düşündüm, dedim: Eğer bu asma çubuğu, ballı su musluğu olsa dâim su verse, şu harârete karşı o yüzer rahmetin şurub tulumbacıklarını emziren salkımlara ancak kifâyet edecek. Hâlbuki, bazen az bir rutûbet ancak eline geçer. İşte bu işi yapan herşeye kadîr olmak lâzımgelir.

سُبْحَانَ مَنْ تَحَيَّرَ فِي صُنْعِهِ الْعُقُولُ

Yedinci Lem'a

YEDİNCİ LEM'A: Bak, nasıl sahife-i Arz üstünde Zât-ı Ehad-i Samed’in hâtemlerini az dikkatle görebilirsin. Başını kaldır, gözünü aç, şu kâinât kitab-ı kebîrine bir bak, göreceksin ki; o kâinâtın hey'et-i mecmuası üstünde, büyüklüğü nisbetinde bir vuzûh ile hâtem-i Vahdet okunuyor. Çünkü; şu mevcûdât bir fabrikanın, bir kasrın, bir muntazam şehrin eczâları ve efrâdları gibi bel bele verip, birbirine karşı muâvenet elini uzatıp, birbirinin suâl-i hâcetine: “Lebbeyk! Baş üstüne!” derler. El ele verip bir intizam ile çalışırlar. Baş başa verip zevi'l-hayata hizmet ederler.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.