kalıp terkîb ve tahlile ma'rûz değil. Veyâhut muvâzene sâbit kalır (Hâşiye); [^1] vâridât ile masârif muvâzenettededir. Devr-i dâimî gibi, cism-i zîhayat; telezzüzat için, hayat-ı cismâniye tezgâhının işlettirilmesiyle beraber ebedîleşir. Ekl ve şürb ve muâmele-i zevciye; gerçi bu dünyada bir ihtiyaçtan gelir, bir vazifeye gider; fakat o vazifeye bir ücret-i muaccele olarak öyle mütenevvi' lezîz lezzet içlerine bırakılmıştır ki, sâir lezâize tereccuh ediyor. Mâdem bu dâr-ı elemde, bu kadar acîb ve ayrı ayrı lezzetlere medâr, ekl ve nikâhtır; elbette, dâr-ı lezzet ve saâdet olan Cennet’te o lezzetler; o kadar ulvî bir sûret alıp ve vazife-i dünyeviyenin uhrevî ücretini de lezzet olarak ona katarak ve dünyevî ihtiyacı dahi, uhrevî bir hoş iştihâ sûretinde ilâve ederek, Cennet’e lâyık ve ebediyete münâsib, en câmi' hayatdâr bir mâden-i lezzet olur.
[^1]:(Hâşiye) Şu dünyada cism-i insanî ve hayvanî, zerrât için güyâ bir misâfirhâne, bir kışla, bir mekteb hükmündedir ki; câmid zerreler ona girerler, hayatdâr olan âlem-i bekàya zerrât olmak için liyâkat kesbederler, çıkarlar. Âhirette ise ﴾ اِنَّ الدَّارَ الْاٰخِرَةَ لَهِىَ الْحَيَوَانُ ﴿ sırrınca, nur-u hayat orada âmmdır. Nurlanmak için o seyr ü sefere ve o ta'limât ve ta'lime lüzum yoktur. Zerreler demirbaş olarak sâbit kalabilirler.
Evet,
﴿ وَمَا هٰذِهِ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَٓا اِلَّا لَهْوٌ وَلَعِبٌ وَ اِنَّ الدَّارَ الْاٰخِرَةَ لَهِىَ الْحَيَوَانُ ﴾
sırrınca, şu dâr-ı dünyada, câmid ve şuûrsuz ve hayatsız maddeler, orada şuûrlu hayatdârdırlar. Buradaki insanlar gibi orada da ağaçlar, buradaki hayvanlar gibi oradaki taşlar, emri anlar ve yapar. Sen bir ağaca desen: “Filân meyveyi bana getir.” getirir. Filân taşa desen: “Gel” gelir. Mâdem taş, ağaç, bu derece ulvî bir sûret alırlar; elbette ekl ve şürb ve nikâh dahi; hakikat-i cismâniyelerini muhâfaza etmekle beraber, Cennet’in dünya fevkındeki derecesi nisbetinde, dünyevî derecelerinden o derece yüksek bir sûret almaları iktiza eder.
Sual
Suâl: اَلْمَرْءُ مَعَ مَنْ اَحَبَّ sırrınca: “Dost, dostuyla beraber Cennet’te bulunacaktır.” Hâlbuki basit bir bedevî, bir dakikada Sohbet-i Nebeviye’de Lillâh için bir muhabbet peydâ eder; o muhabbetle, Cennet’te Peygamber’in yanında bulunması lâzım gelir. Hâlbuki gayr-ı mütenâhî feyze mazhar Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın feyzi, bir basit bedevî feyziyle nasıl birleşir?
Elcevab: Bir temsîl ile şu ulvî hakikate şöyle bir işâret ederiz ki: Meselâ; gayet güzel ve şa'şaalı bir bağda, muhteşem bir zât, gayet büyük bir ziyâfet, gayet müzeyyen bir seyrangâh, öyle bir sûrette ihzar etmiş ki;
