gibi; dâire-i mümkinâtın hakîki hikmetini ve dâire-i vücûbun ulûm-u hakîkiyesini ve dâire-i âhiretin maârif-i gâmızasını, o denizinden muntazaman ve kesretle akıtıyor. Şu lem'aya misâl getirilse bir cild yazmak lâzımgelir. Öyle ise, yalnız nümûne olarak şu yirmibeş aded Söz’leri gösteriyoruz. Evet, bütün yirmibeş aded Söz’lerin doğru hakikatleri, Kur'ân’ın bahr-i ilminden ancak yirmibeş katredir. O Söz’lerde kusur varsa, benim fehm-i kàsırıma aittir.
#### Dördüncü Lem'a
Dördüncü Lem'a: Mebâhisindeki câmiiyet-i hàrikadır. Evet, insan ve insanın vazifesi, kâinât ve Hàlık-ı Kâinâtın, arz ve semâvâtın, dünya ve âhiretin, mâzi ve müstakbelin, ezel ve ebedin mebâhis-i külliyelerini cem'etmekle beraber nutfeden halketmek, tâ kabre girinceye kadar; yemek, yatmak, âdâbından tut; tâ kazâ ve kader mebhaslarına kadar; altı gün hilkat-i âlemden tut, tâ ﴾ وَالْمُرْسَلَاتِ ﴾ ﴿ وَالذَّارِيَاتِ ﴿ kasemleriyle işâret olunan rüzgârların esmesindeki vazifelerine kadar; ﴾ وَمَا تَشَٓاؤُنَ اِلَّٓا اَنْ يَشَٓاءَ اللّٰهُ ﴾ ﴿ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِـه۪ ﴿ işârâtıyla, insanın kalbine ve irâdesine müdâhalesinden tut, tâ ﴾ وَالسَّمٰوَاتُ مَطْوِيَّاتٌ بِيَم۪ينِـه۪ ﴿ yani, bütün semâvâtı bir kabzasında tutmasına kadar; ﴾ وَجَعَلْنَا ف۪يهَا جَنَّاتٍ مِنْ نَخ۪يلٍ وَاَعْنَابٍ ﴿ zeminin çiçek ve üzüm ve hurmasından tut, tâ ﴾ اِذَا زُلْزِلَتِ الْاَرْضُ زِلْزَالَهَا ﴿ ile ifâde ettiği hakikat-i acîbeye kadar; ve semânın ﴾ ثُمَّ اسْتَوٰٓى اِلَى السَّمَٓاءِ وَهِىَ دُخَانٌ ﴿ hâletindeki vaziyetinden tut, tâ duhànla inşikakına ve yıldızlarının düşüp hadsiz fezâda dağılmasına kadar; ve dünyanın imtihan için açılmasından, tâ kapanmasına kadar; ve âhiretin birinci menzili olan kabirden, sonra berzahtan, haşirden, köprüden tut, tâ Cennet’e, tâ saâdet-i ebediyeye kadar; mâzi zamanının vukûâtından, Hazret-i Âdem’in hilkat-ı cesedinden, iki oğlunun kavgasından tâ Tûfân’a, tâ kavm-i Fir'avunun garkına, tâ ekser enbiyânın mühim hâdisâtına kadar; ve ﴾ اَلَسْتُ بِرَبِّكُمْ ﴿ işâret ettiği hâdise-i ezeliyeden tut, tâ ﴾ وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ نَاضِرَةٌ ❀ اِلٰى رَبِّهَا نَاظِرَةٌ ﴿ ifâde ettiği vâkıa-i ebediyeye kadar bütün mebâhis-i esâsiyeyi ve mühimmeyi öyle bir tarzda beyân eder ki; o beyân, bütün kâinâtı bir saray gibi idare eden ve dünyayı ve âhireti iki
