Dördüncü İşaret
DÖRDÜNCÜ İŞÂRET:
Nasıl ki, hikâyede Oniki Sûret’le gördük ki: Hiçbir cihetle mümkün değil; öyle bir Pâdişah’ın, öyle muvakkat misâfirhâne gibi bir memleketi bulunsun da, müstakırr ve haşmetine mazhar ve saltanat-ı uzmâsına medâr diğer dâimî bir memleketi bulunmasın!..
Öyle de, hiçbir vecihle mümkün değil ki; bu fânî âlemin bâkî Hàlık’ı, bunu icâd etsin de, bâkî bir âlemi icâd etmesin!..
Hem mümkün değil; şu bedî' ve zâil kâinâtın sermedî Sâni'i, bunu halk etsin de, müstakırr ve dâimî diğer bir kâinâtı icâd etmesin!..
Hem mümkün değil; bu meşher ve meydân-ı imtihan ve tarla hükmünde olan dünyanın Hakîm ve Kadîr ve Rahîm olan Fâtır’ı, onu yaratsın, onun bütün gayelerine mazhar olan dâr-ı Âhiret’i halk etmesin!..
Bu hakikate “Oniki Kapı” ile girilir. “Oniki Hakikat” ile o kapılar açılır. En kısa ve basitten başlarız:
Birinci Hakikat
BİRİNCİ HAKİKAT:
Bâb-ı Rubûbiyet ve Saltanat’tır ki, ism-i Rabb’in cilvesidir.
Hiç mümkün müdür ki; şe'n-i Rubûbiyet ve saltanat-ı Ulûhiyet, bâhusus böyle bir kâinâtı, kemâlâtını göstermek için gayet àlî gayeler ve yüksek maksadlar ile icâd etsin! O’nun gâyât ve makàsıdına karşı, îmân ve ubûdiyetle mukàbele eden mü'minlere mükâfâtı bulunmasın!.. Ve o makàsıdı red ve tahkîr ile mukàbele eden ehl-i dalâlete mücâzât etmesin!..
İkinci Hakikat
İKİNCİ HAKİKAT:
Bâb-ı Kerem ve Rahmet’tir ki, Kerîm ve Rahîm isminin cilvesidir.
Hiç mümkün müdür ki; gösterdiği âsâr ile nihâyetsiz bir kerem ve nihâyetsiz bir rahmet ve nihâyetsiz bir izzet ve nihâyetsiz bir gayret sâhibi olan şu âlemin Rabbi; kerem ve rahmetine lâyık mükâfât, izzet ve gayretine şâyeste mücâzâtta bulunmasın!
Evet, şu dünya gidişatına bakılsa görülüyor ki; en âciz en zaîften tut (Hâşiye)[^6] tâ, en kavîye kadar her canlıya lâyık bir rızık veriliyor. En zaîf, en âcize en iyi rızık veriliyor. Her dertliye ummadığı yerden derman
[^6]:(Hâşiye) Rızk-ı helâl, iktidar ile alınmadığına, belki iftikàra binâen verildiğine delil-i kat'î; iktidarsız yavruların hüsn-ü maîşeti ve muktedir canavarların dıyk-ı maîşeti; hem, zekâvetsiz balıkların semizliği ve zekâvetli, hileli tilki ve maymunun derd-i maîşetle vücûdca zaîfliğidir. Demek rızık, iktidar ve ihtiyar ile ma'kûsen mütenâsibdir. Ne derece iktidar ve ihtiyarına güvense, o derece derd-i maîşete mübtelâ olur.
