İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 233 / 765
233

Beşinci Reşha

BEŞİNCİ REŞHA:

Hem o nur ile; kâinâttaki harekât, tenevvüât, tebeddülât, tağayyürât; mânâsızlıktan ve abesiyetten ve tesâdüf oyuncaklığından çıkıp birer mektûbat-ı Rabbâniye, birer sahife-i âyât-ı tekvîniye, birer merâyâ-yı Esmâ-i İlâhiye ve âlem dahi, bir kitab-ı hikmet-i Samedâniye mertebesine çıktılar.

Hem, insanı bütün hayvanatın mâdûnuna düşüren hadsiz za'f ve aczi, fakr ve ihtiyacâtı ve bütün hayvanlardan daha bedbaht eden, vâsıta-i nakl-i hüzün ve elem ve gam olan aklı, o nur ile nurlandığı vakit, insan; bütün hayvanat, bütün mahlûkat üstüne çıkar. O nurlanmış acz, fakr, akıl ile, niyâz ile nâzenîn bir sultan ve fîzar ile nâzdâr bir halife-i zemin olur.

Demek o nur olmazsa kâinât da, insan da, hattâ herşey dahi hiçe iner. Evet, elbette böyle bedî' bir kâinâtta, böyle bir Zât lâzımdır. Yoksa kâinât ve eflâk olmamalıdır.

Altıncı Reşha

ALTINCI REŞHA:

İşte o Zât, bir saâdet-i ebediyenin muhbiri, müjdecisi, bir rahmet-i bînihâyenin kâşifi ve ilâncısı ve Saltanat-ı Rubûbiyet’in mehâsininin dellâlı, seyircisi ve Künûz-u Esmâ-i İlâhiye’nin keşşâfı, göstericisi olduğundan; böyle baksan –yani ubûdiyeti cihetiyle– O’nu, bir misâl-i muhabbet, bir timsâl-i rahmet, bir şeref-i insaniyet, en nurânî bir semere-i şecere-i hilkat göreceksin. Şöyle baksan, –yani risaleti cihetiyle– bir bürhân-ı Hak, bir sirâc-ı hakikat, bir şems-i hidayet, bir vesile-i saâdet görürsün.

İşte bak: Nasıl berk-ı hâtıf gibi O’nun nuru, şarktan garbı tuttu ve nısf-ı arz ve hums-u beşer, O’nun hediye-i hidayetini kabûl edip hırz-ı can etti. Bizim nefis ve şeytanımıza ne oluyor ki, böyle bir Zât’ın bütün da'vâlarının esâsı olan لَٓااِلٰهَاِلَّااللّٰ ’ı, bütün merâtibiyle beraber kabûl etmesin!...

Yedinci Reşha

YEDİNCİ REŞHA:

İşte bak! Şu cezîre-i vâsiada vahşî ve âdetlerine müteassıb ve inatçı muhtelif akvâmı, ne çabuk âdât ve ahlâk-ı seyyie-i vahşiyânelerini def'aten kal' ve ref' ederek bütün ahlâk-ı hasene ile techiz edip bütün âleme muallim ve medenî ümeme üstad eyledi.

Bak! Değil zâhirî bir tasallut, belki akılları, rûhları, kalbleri, nefisleri fetih ve teshìr ediyor. Mahbûb-u kulûb, muallim-i ukùl, mürebbî-i nüfûs, sultan-ı ervâh oldu.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.