İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 538 / 765
538

dünyada, zemin yüzünün tezgâhında ve tarlasında Hakîm-i Zülcelâl, zerrâtı tahrîk edip; kâinâtı seyyâle ve mevcûdâtı seyyâre ederek; şu küçük zeminde o pek büyük âlemlere pek çok mahsulât-ı maneviye yetiştiriyor. Nihâyetsiz hazine-i kudretinden nihâyetsiz bir seyli, dünyadan akıttırıp âlem-i gayba ve bir kısmını âhiret âlemlerine döküyor.

##### Beşincisi

Beşincisi: Nihâyetsiz Kemâlât-ı İlâhiye’yi, hadsiz celevât-ı cemâliyeyi ve gayetsiz tecelliyât-ı celâliyeyi ve gayr-ı mütenâhî tesbihât-ı Rabbâniye’yi şu dar ve mahdûd zeminde ve mütenâhî ve az bir zamanda göstermek için zerrâtı kemâl-i hikmetle kudretiyle tahrîk edip, kemâl-i intizamla tavzif ederek; mütenâhî bir zamanda, mahdûd bir zeminde gayr-ı mütenâhî tesbihât yaptırıyor. Gayr-ı mahdûd tecelliyât-ı cemâliye ve celâliye ve kemâliyesini gösteriyor. Çok hakàik-ı gaybiye ve çok semerât-ı uhreviye ve fânîlerin bâkî olan hüviyet ve sûretlerinden pekçok nukùş-u misâliye ve çok mânidâr nüsûc-u levhiyeyi icâd ediyor. Demek zerreyi tahrîk eden; şu makàsıd-ı azîmeyi, şu hikem-i cesîmeyi gösteren bir Zât’tır. Yoksa herbir zerrede, güneş gibi bir dimağ bulunması lâzım gelir.

Daha bu beş nümûne gibi belki beşbin hikmetle tahrîk olunan zerrâtın tahavvülâtını, o akılsız feylesoflar hikmetsiz zannetmişler ve hakikatte; biri enfüsî, diğeri âfâkî iki hareket-i cezbekârânede zikir ve tesbih-i İlâhî ile Mevlevî gibi zikreden ve deverâna kalkan o zerreleri, kendi kendine, sersem gibi dönüp oynuyorlar zu'metmişler. İşte bundan anlaşılıyor ki; onların ilimleri ilim değil, cehildir. Hikmetleri hikmetsizliktir.

(Üçüncü Nokta’da altıncı uzun bir hikmet daha söylenecektir.)

İkinci Nokta

İKİNCİ NOKTA: Herbir zerrede, Vâcibü'l-Vücûd’un vücûduna ve vahdetine iki şâhid-i sâdık vardır. Evet, zerre; acz ve cümûduyla beraber şuûrkârâne büyük vazifeleri yapmakla, büyük yükleri kaldırmakla, Vâcibü'l-Vücûd’un vücûduna kat'î şehâdet ettiği gibi, harekâtında nizâmât-ı umumiyeye tevfik-i hareket edip her girdiği yerde ona mahsûs nizâmâtı mürâat etmekle, her yerde kendi vatanı gibi yerleşmesiyle; Vâcibü'l-Vücûd’un vahdetine ve mülk ve melekûtun mâliki olan Zât’ın ehadiyetine şehâdet eder. Yani, zerre kimin ise, gezdiği bütün yerler de onundur. Demek zerre, –çünkü; âcizdir, yükü nihâyetsiz ağırdır ve vazifeleri nihâyetsiz çoktur– bir Kadîr-i Mutlak’ın ismiyle, emriyle kàim ve müteharrik olduğunu bildirir.

Hem, kâinâtın nizâmât-ı külliyesini bilir bir tarzda tevfik-i hareket etmesi ve her yere mânisiz girmesi; tek bir Alîm-i Mutlak’ın kudretiyle, hikmetiyle işlediğini gösterir.

Evet, nasıl ki bir nefer; takımında, bölüğünde, taburunda, alayında, fırkasında ve hâkezâ.. herbir dâirede birer nisbeti ve o nisbete göre birer

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.