Muînler, hem şerîkler birer emr-i bâtıldır, birer hayâl-i muhâl, o kudret nazarında. Hayat vücûda kemâl,
Makamı büyük, mühimdir; buna binâen derim: Küremiz, âlemimiz neden mutî', musahhar olmasın hayvan-misâl.
O Sultan-ı Ezel’in bu tarz hayvan tuyûru kesretle münteşirdir şu meydân-ı fezâda, muhteşem ve pür-cemâl.
Bostan-ı hilkatinde salmış da döndürüyor, onlardaki nağamât, bunlardaki harekât; tesbihâttır o akvâl,
İbâdettir o ahvâl, Kadîm-i Lemyezel’e, Hakîm-i Lâyezâl’e. Küremiz hayvana pek benziyor, âsâr-ı hayat gösteriyor. Eğer yumurta kadar küçülse bilfarzı'l-muhâl
Minimini bir hayvan olması pek muhtemel: Yuvarlak bir huveyne, küre kadar büyüse, o da böyle olması pek karîb bir ihtimal.
Âlemimiz insan kadar küçülse, yıldızları, zerreler sûretine dönerse, bir zîşuûr hayvana dönmesi câiz olur, akıl da bulur mecâl.
Demek âlem, erkânlarıyla birer âbid-i müsebbih, birer mutî' musahhar Hàlık-ı Lemyezel’e, Kadîr-i Lâyezâl’e.
Kemmen büyük olması, keyfen büyük olması her vakit lâzım gelmez; zîra daha cezâletlidir saat-ı hardal-misâl,
Bir saatten ki timsâli Ayasofya kadardır. Bir sineğin hilkati hayret-fezâdır fîlden, o mahlûk-u bîfasal.
Ger kalem-i kudretle, bir cüz'-ü ferd üstüne esîr’in cevâhir-i ferdiyle yazılsa bir Kur'ân ki, sığar-ı sahife nisbeti bir kibr-i san'at-meâl.
Sahife-i semâda yıldızlarla yazılan bir Kur'ân-ı Kerîm’e; cezâletle müsâvî.
Nakkàş-ı Ezelî’nin san'atı her tarafta pür-cemâl ve pür-kemâl.
Her tarafta böyledir; derece-i kemâlde kalemdeki ittihâd, tevhidi ilân eder. Bu kelâm-ı pür-meâl; iyi bir dikkate al! ∗∗∗
75. Melâike Bir Ümmettir; Şerîat-ı Fıtriye İle Memurdur
Melâike Bir Ümmettir; Şerîat-ı Fıtriye İle Memurdur
Şerîat-ı İlâhî ikidir. Hem iki sıfattan gelmiş iki insan muhâtab, hem de mükellef olmuş. Sıfat-ı irâdeden gelen şer'-i tekvînî,
İnsan-ı ekber olan âlemin ahvâlini, hem de harekâtını –ki ihtiyarî değil– tanzim eden Şer'dir. O Meşîet-i Rabbânî
Yanlış bir ıstılahla tabiat da denilir. Sıfat-ı kelâmından gelen şerîat ise, âlem-i asğar olan insanın ef'âlini
