İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 72 / 765
72

(Hâşiye-1) [^17] Şükür içindir. Usûl-i dâimîsine teşvik içindir. Başka, gayet ulvî gayeler içindir.

[^17]:(Hâşiye-1) Evet, mâdem herşeyin kıymeti ve dekàik-i san'atı gayet yüksek ve güzel olduğu hâlde; müddeti kısa, ömrü azdır. Demek, o şeyler nümûnelerdir. Başka şeylerin sûretleri hükmündedirler. Ve mâdem, müşterilerin nazarlarını, asıllarına çeviriyorlar gibi bir vaziyet vardır. Öyle ise, elbette şu dünyadaki o çeşit tezyînât; bir Rahmân-ı Rahîm'in rahmetiyle, sevdiği ibâdına hazırladığı niam-ı Cennet'in nümûneleridir, denilebilir ve denilir ve öyledir.

Dördüncü Esas

Dördüncü Esâs: Hem anlarsın ki; şu dünyadaki müzeyyenât ise, (Hâşiye-2) [^18] Cennet’te ehl-i îmân için Rahmet-i Rahmân’la iddihar olunan ni'metlerin nümûneleri, sûretleri hükmündedir.

[^18]:(Hâşiye-2) Evet, herşeyin vücûdunun müteaddid gayeleri ve hayatının müteaddid neticeleri vardır. Ehl-i dalâletin tevehhüm ettikleri gibi dünyaya, nefislerine bakan gayelere münhasır değildir. Tâ, abesiyet ve hikmetsizlik içine girebilsin. Belki herşeyin gâyât-ı vücûdu ve netâic-i hayatı üç kısımdır. Birincisi ve en ulvîsi: Sâni'ine bakar ki; o şeye taktığı hàrika-i san'at murassaâtını, Şâhid-i Ezelî'nin nazarına resm-i geçit tarzında arzetmektir ki, o nazara bir ân-ı seyyâle yaşamak kâfî gelir. Belki; vücûda gelmeden, bilkuvve niyet hükmünde olan isti'dâdı yine kâfîdir. İşte, serîü'z-zevâl latîf masnûât ve vücûda gelmeyen, yani sünbül vermeyen, birer hàrika-i san'at olan çekirdekler, tohumlar şu gayeyi bitamâmihâ verir. Fâidesizlik ve abesiyet onlara gelmez. Demek herşey; hayatıyla, vücûduyla Sâni'inin mu'cizât-ı kudretini ve âsâr-ı san'atını teşhîr edip, Sultan-ı Zülcelâl'in nazarına arzetmek birinci gayesidir. İkinci kısım gaye-i vücûd ve netice-i hayat: Zîşuûra bakar. Yani, herşey, Sâni'-i Zülcelâl'in birer mektûb-u hakàik-nümâ, birer kaside-i letâfet-nümâ, birer kelime-i hikmet-edâ hükmündedir ki; melâike ve cin ve hayvanın ve insanın enzârına arzeder.. mütâlaaya dâvet eder. Demek, ona bakan her zîşuûra, ibret-nümâ bir mütâlaagâhdır. Üçüncü kısım gaye-i vücûd ve netice-i hayat: O şeyin nefsine bakar ki; telezzüz ve tenezzüh ve bekà ve rahatla yaşamak gibi cüz'î neticelerdir. Meselâ: Azîm bir sefîne-i sultaniyede bir hizmetkârın dümencilik ettiğinin gayesi; sefîne itibariyle yüzde birisi kendisine, ücret-i cüz'iyesine ait.. doksandokuzu sultana ait olduğu gibi; herşeyin nefsine ve dünyaya ait gayesi bir ise, Sâni'ine ait doksandokuzdur. İşte bu teaddüd-ü gâyâttandır ki; birbirine zıt ve münâfî görünen hikmet ve iktisad, cûd ve sehà ve bilhassa nihâyetsiz sehà ile sırr-ı tevfiki şudur ki: Birer gaye nokta-i nazarında cûd ve sehà hükmeder. İsm-i Cevvâd tecellî eder. Meyveler, hubûblar, o tek gaye nokta-i nazarında bigayr-i hisâptır. Nihâyetsiz cûdu gösteriyor. Fakat, umum gayeler nokta-i nazarında, hikmet hükmeder. İsm-i Hakîm tecellî eder. Bir ağacın ne kadar meyveleri var, belki her meyvenin o kadar gayeleri vardır ki; beyân ettiğimiz üç kısma tefrik edilir. Şu umum gayeler, nihâyetsiz bir hikmeti ve iktisadı gösteriyor. Zıt gibi görünen nihâyetsiz hikmet, nihâyetsiz cûd ile, sehà ile ictimâ' ediyor. Meselâ: Asker ordusunun bir gayesi, te'min-i âsâyiştir. Bu gayeye göre ne kadar asker istersen var ve hem pek fazladır. Fakat, hıfz-ı hudud ve mücâhede-i a'dâ gibi sâir vazifeler için, bu mevcûd ancak kâfî gelir. Kemâl-i hikmetle muvâzenededir. İşte hükûmetin hikmeti, haşmet ile ictimâ' ediyor. O hâlde, o askerlikte fazlalık yoktur denilebilir...

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.