İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 293 / 765
293

Mâdem şu kâinâtın herbir zerresi böyle üç pencereyi ve iki deliği ve hayat dahi iki kapıyı birden Vâcibü'l-Vücûd’un vahdâniyetine açıyor, zerreden tâ Şems’e kadar tabakàt-ı mevcûdât, Zât-ı Zülcelâl’in envâr-ı mârifetini ne sûretle neşrettiğini kıyâs edebilirsin.

İşte mârifetullâhta terakkıyât-ı maneviyenin derecâtını ve huzurun merâtibini bundan anla ve kıyâs et!..

Beşinci Lem'a

BEŞİNCİ LEM'A: Nasıl ki bir kitab, eğer yazma ve mektûb olsa onun yazmasına bir kalem kâfîdir. Eğer basma ve matbu' olsa o kitabın hurûfâtı adedince kalemler, yani demir harfler lâzımdır; tâ o kitab tab'edilip vücûd bulsun. Eğer o kitabın bazı harflerinde gayet ince bir hat ile o kitabın ekseri yazılmış ise –Sûre-i Yâsîn, lafz-ı Yâsîn’de yazıldığı gibi– o vakit bütün o demir harflerin küçücükleri, o tek harfe lâzım; tâ tab'edilsin. Aynen öyle de: Şu kitab-ı kâinâtı kalem-i kudret-i Samedâniye’nin yazması ve Zât-ı Ehadiyet’in mektûbu desen vücûb derecesinde bir sühûlet ve lüzum derecesinde bir ma'kuliyet yoluna gidersin. Eğer tabiata ve esbâba isnâd etsen imtina' derecesinde suûbetli ve muhâl derecesinde müşkülâtlı ve hiçbir vehim kabûl etmeyen hurâfâtlı şöyle bir yola gidersin ki, tabiat için ya herbir cüz' toprakta, herbir katre suda, herbir parça havada, milyarlarca mâdenî matbaalar ve hadsiz manevî fabrikalar bulunması lâzım, tâ ki; hesabsız çiçekli, meyveli masnûâtın teşekkülâtına mazhar olabilsin. Yâhut herşeye muhît bir ilim, herşeye muktedir bir kuvvet, onlarda kabûl etmek lâzım gelir; tâ şu masnûâta hakîki masdar olabilsin. Çünkü; toprağın ve suyun ve havanın herbir cüz'ü, ekser nebâtâta menşe' olabilir. Hâlbuki herbir nebât –meyveli olsa, çiçekli olsa– teşekkülâtı o kadar muntazamdır, o kadar mevzûndur, o kadar birbirinden mümtâzdır, o kadar keyfiyetçe birbirinden ayrıdır ki; herbirisine, yalnız ona mahsûs birer ayrı manevî fabrika veya ayrı birer matbaa lâzımdır. Demek tabiat, mistarlıktan masdarlığa çıksa herbir şeyde bütün şeylerin makinelerini bulundurmağa mecburdur. İşte bu tabiat-perestlik fikrinin esâsı, öyle bir hurâfâttır ki; hurâfeciler dahi ondan utanıyorlar. Kendini âkıl zanneden ehl-i dalâletin, nasıl nihâyetsiz hezeyanlı bir akılsızlık iltizam ettiklerini gör, ibret al!..

Elhâsıl: Nasıl bir kitabın herbir harfi, kendi nefsini bir harf kadar gösterip ve kendi vücûduna tek bir sûretle delâlet ediyor ve kendi kâtibini on kelime ile ta'rif eder ve çok cihetlerle gösterir. Meselâ, “Benim kâtibimin hüsn-ü hattı var, kalemi kırmızıdır, şöyledir böyledir.” der. Aynen öyle de: Şu kitab-ı kebîr-i âlemin herbir harfi, kendine cirmi kadar delâlet eder ve kendi sûreti kadar gösterir. Fakat Nakkàş-ı Ezelî’nin esmâsını, bir kaside kadar ta'rif eder ve keyfiyetleri adedince işâret parmaklarıyla o esmâyı gösterir, müsemmâsına şehâdet eder. Demek hem kendini, hem bütün kâinâtı inkâr eden sofestâi gibi bir ahmak, yine Sâni'-i Zülcelâl’in inkârına gitmemek gerektir!..

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.