İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 298 / 765
298

Dokuzuncu Lem'a

DOKUZUNCU LEM'A: Cüz'de, cüz'îde; küllde, küllîde, küll-i âlemde; hayatta, zîhayatta, ihyâda olan sikkelerden, hâtemlerden, tuğrâlardan bazılarına işâret ettik. Şimdi, nev'ilerde hesabsız sikkelerden bir sikkeye işâret edeceğiz.

Evet, nasıl ki meyvedâr bir ağacın hesabsız semereleri, bir terbiye-i vâhide, bir kanun-u vahdetle, bir tek merkezden idare edildiklerinden külfet ve meşakkat ve masraf, o kadar sühûlet peydâ eder ki; kesretle terbiye edilen tek bir semereye müsâvî olurlar. Demek kesret ve taaddüd-ü merkez, her semere için, kemiyetçe bütün ağaç kadar külfet ve masraf ve cihâzât ister. Fark yalnız keyfiyetçedir. Nasıl ki bir tek nefere lâzım techizât-ı askeriyeyi yapmak için, orduya lâzım bütün fabrikalar kadar fabrikalar lâzımdır.. Demek iş, vahdetten kesrete geçse, efrâd adedince –kemiyet cihetiyle– külfet ziyâdeleşir. İşte, her nev'ide bilmüşâhede görünen sühûlet-i fevkalâde, elbette vahdetten, tevhidden gelen bir yüsr ve sühûlet eseridir.

Elhâsıl: Bir cinsin bütün envâ'ı, bir nev'in bütün efrâdı, a'zâ-yı esâsîde muvâfakat ve müşâbehetleri nasıl isbât ederler ki, tek bir Sâni'in masnû'larıdır. Çünkü, vahdet-i kalem ve ittihâd-ı sikke öyle ister. Öyle de, bu meşhûd sühûlet-i mutlaka ve külfetsizlik, vücûb derecesinde icâb eder ki, bir Sâni'-i Vâhid’in eserleri olsun. Yoksa imtina' derecesine çıkan bir suûbet, o cinsi, in'idâma ve o nev'i, ademe götürecekti.

Velhâsıl: Cenâb-ı Hakk’a isnâd edilse, bütün eşya, bir tek şey gibi bir sühûlet peydâ eder. Eğer esbâba isnâd edilse, herbir şey, bütün eşya kadar suûbet peydâ eder. Mâdem öyledir, kâinâtta şu görünen fevkalâde ucuzluk ve şu göz önündeki hadsiz mebzûliyet, sikke-i vahdeti güneş gibi gösterir. Eğer, gayet mebzûliyetle elimize geçen şu san'atlı meyveler, Vâhid-i Ehad’in malı olmazsa, bütün dünyayı verse idik bir tek narı yiyemezdik.

Onuncu Lem'a

ONUNCU LEM'A: Tecellî-i Cemâliye’yi gösteren hayat, nasıl bir bürhân-ı ehadiyettir; belki bir çeşit tecellî-i vahdettir; tecellî-i Celâl’i izhâr eden memât dahi bir bürhân-ı vâhidiyettir. Evet meselâ: ﴾ وَلِلّٰهِ الْمَثَلُ الْاَعْلٰى ﴿ Nasıl ki, güneşe karşı parlayan ve akan büyük bir ırmağın kabarcıkları ve zemin yüzünün mütelemmi şeffâfatı, Güneş’in aksini ve ışığını göstermek sûretiyle Güneş’e şehâdet ettikleri gibi, o katarâtın ve şeffâfatın gurûbuyla, gitmeleriyle beraber arkalarından yeni gelen katarât tâifeleri ve şeffâfat kabileleri üstünde yine güneşin cilveleri haşmetle devamı ve ışığının tecellîsi ve noksansız istimrarı kat'iyyen şehâdet eder ki; sönüp yanan, değişip tazelenen, gelip parlayan misâlî güneşçikler ve ışıklar ve nurlar, bir bâkî, dâimî, àlî, tecellîsi zevâlsiz bir tek

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.