İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 13 / 765
13

deki hakîki hitâba mazhar eder. İşte بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Fâtiha’nın fihristesi ve Kur'ân’ın mücmel bir hülâsası olduğu cihetle, bu mezkûr sırr-ı azîmin ünvânı ve tercümânı olmuş. Bu ünvânı eline alan, Rahmet’in tabakàtında gezebilir. Ve bu tercümânı konuşturan, esrâr-ı Rahmet’i öğrenir ve envâr-ı Rahîmiyet’i ve şefkati görür.

Beşinci Sır

BEŞİNCİ SIR: Bir hadîs-i şerîfte vârid olmuş ki:

اِنَّ اللّٰهَ خَلَقَ الْاِنْسَانَ عَلٰى صُورَةِ الرَّحْمٰنِ –ev kemâ kàl–

Bu hadîsi, bir kısım ehl-i tarîkat, akàid-i îmâniyeye münâsib düşmeyen acîb bir tarzda tefsir etmişler. Hattâ onlardan bir kısım ehl-i aşk, insanın sîmâ-yı manevîsine bir sûret-i Rahmân nazarıyla bakmışlar. Ehl-i tarîkatın ekserinde sekr, ehl-i aşkın çoğunda istiğrak ve iltibas olduğundan, hakikate muhâlif telâkkilerinde belki mâzûrdurlar. Fakat, aklı başında olanlar, fikren onların esâs-ı akàide münâfî olan mânâlarını kabûl edemez. Etse hatâ eder. Evet, bütün kâinâtı bir saray, bir ev gibi muntazam idare eden ve yıldızları zerreler gibi hikmetli ve kolay çeviren ve gezdiren ve zerrâtı muntazam memurlar gibi istihdam eden Zât-ı Akdes-i İlâhî’nin şerîki, nazîri, zıddı, niddi olmadığı gibi ﴾ لَيْسَ كَمِثْلِـه۪ شَىْءٌ وَهُوَ السَّم۪يعُ الْبَص۪يرُ ﴿ sırrıyla, sûreti, misli, misâli, şebîhi dahi olamaz. Fakat,

﴿ وَلَهُ الْمَثَلُ الْاَعْلٰى فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ ﴾

sırrıyla mesel ve temsîl ile, şuûnâtına ve sıfât ve esmâsına bakılır. Demek mesel ve temsîl, şuûnât nokta-i nazarında vardır. Şu mezkûr hadîs-i şerîfin çok makàsıdından birisi şudur ki: İnsan, ism-i Rahmân’ı tamamıyla gösterir bir sûrettedir. Evet, sâbıkan beyân ettiğimiz gibi, kâinâtın sîmâsında binbir ismin şuâlarından tezâhür eden ism-i Rahmân göründüğü gibi; zemin yüzünün sîmâsında Rubûbiyet-i Mutlaka-i İlâhiye’nin hadsiz cilveleriyle tezâhür eden ism-i Rahmân gösterildiği gibi; insanın sûret-i câmiasında küçük bir mikyâsta zeminin sîmâsı ve kâinâtın sîmâsı gibi yine o ism-i Rahmân’ın cilve-i etemmini gösterir demektir.

Hem işârettir ki; Zât-ı Rahmânirrahîm’in delilleri ve âyineleri olan zîhayat ve insan gibi mazharlar, o kadar o Zât-ı Vâcibü'l-Vücûd’a delâletleri kat'î ve vâzıh ve zâhirdir ki, güneşin timsâlini ve aksini tutan parlak bir âyine parlaklığına ve delâletinin vuzûhuna işâreten “O âyine güneştir.” denildiği gibi, “İnsanda sûret-i Rahmân var.” vuzûh-u delâletine ve kemâl-i münâsebetine işâreten denilmiş ve denilir. Ve ehl-i Vahdetü'l-Vücûd’un

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.