başka maksadlara müteveccihtir. Tevekkülsüzlük içinde derd-i maîşet, rûha sersemlik ve felsefe-i tabîiye ve maddiye akla körlük verdiğinden; beşerin muhît-i ictimâîsi, o şahsın zihnine ve isti'dâdına, ictihâd hususunda kuvvet vermediği gibi teşettüt veriyor, dağıtıyor. Yirmiyedinci Söz’ün ictihâd bahsinde, Süfyân İbn-i Uyeyne ile, onun zekâveti derecesinde birinin muvâzenesinde isbât etmişiz ki; Süfyân’ın on senede kazandığını, öteki yüz senede kazanamıyor.
#### İkinci Vecih
İkinci Vecih: Sahâbelerin Kurbiyet-i İlâhiye noktasındaki makamlarına velâyet ayağıyla yetişilmez. Çünkü; Cenâb-ı Hak, bize akrebdir ve herşeyden daha ziyâde yakındır. Biz ise, O’ndan nihâyetsiz uzağız. O’nun kurbiyetini kazanmak iki sûretle olur.
Birisi: Akrebiyetin inkişafıyladır ki, nübüvvetteki kurbiyet ona bakar ve nübüvvet veraseti ve sohbeti cihetiyle sahâbeler o sırra mazhardırlar.
İkinci Sûret: Bu'diyetimiz noktasında kat'-ı merâtib edip bir derece kurbiyete müşerref olmaktır ki, ekser seyr ü sülûk-u velâyet ona göre ve seyr-i enfüsî ve seyr-i âfâkî bu sûretle cereyan ediyor. İşte, birinci sûret sırf vehbîdir, kisbî değil. İncizabdır, cezb-i Rahmânî’dir ve mahbûbiyettir. Yol kısadır, fakat çok metîn ve çok yüksektir ve çok hàlistir ve gölgesizdir. Diğeri kisbîdir, uzundur, gölgelidir. Acâib hàrikaları çok ise de kıymetçe, kurbiyetçe evvelkisine yetişemez.
Meselâ; nasıl ki dünkü güne bugün yetişmek için iki yol var:
Birincisi, zamanın cereyanına tâbi olmayarak, bir kuvvet-i kudsiye ile fevkazzaman çıkıp, dünü bugün gibi hazır görmektir.
İkincisi, bir sene kat'-ı mesâfe edip, dönüp dolaşıp düne gelmektir; fakat yine dünü elde tutamıyor, onu bırakıp gidiyor... Öyle de, zâhirden hakikate geçmek iki sûretledir.
Biri, doğrudan doğruya hakikatin incizabına kapılıp tarîkat berzahına girmeden, hakikati, ayn-ı zâhir içinde bulmaktır.
İkincisi, çok merâtibden seyr ü sülûk sûretiyle geçmektir.
Ehl-i velâyet, çendan fenâ-i nefse muvaffak olurlar, nefs-i emmâreyi öldürürler; yine sahâbeye yetişemiyorlar. Çünkü; sahâbelerin nefisleri tezkiye ve tathîr edildiğinden; nefsin mâhiyetindeki cihâzât-ı kesîre ile, ubûdiyetin envâ'ına ve şükür ve hamdin aksâmına daha ziyâde mazhardırlar. Fenâ-i nefisten sonra ubûdiyet-i evliyâ besâtet peydâ eder.
#### Üçüncü Vecih
Üçüncü Vecih: Fazilet-i a'mâl ve sevâb-ı ef'âl ve fazilet-i uhreviye cihetinde sahâbelere yetişilmez. Çünkü; nasıl bir asker bazı şerâit dâhilinde, mühim ve mahùf bir mevkide, bir saat nöbette, bir sene ibâdet kadar bir
