İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 551 / 765
551

semâ dâiresinde en ziyâde hükümfermâ Hazret-i Mûsa Aleyhisselâm’ın mazhar olduğu “Mütekellim” ünvânıdır ve hâkezâ...

İşte Zât-ı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâm –çünkü; ism-i a'zama mazhardır ve nübüvveti umumîdir ve bütün esmâya mazhardır– elbette, bütün devâir-i Rubûbiyet’le alâkadardır. Elbette o dâirelerde makam sâhibi olan enbiyâlarla görüşmek ve umum tabakàttan geçmek; hakikat-i Mi'râc’ı iktiza ediyor.

İkinci Temsil

İkinci temsîl: Nasıl ki bir sultanın ünvânlarından olan “kumandan-ı a'zam” ünvânı, devâir-i askeriyenin serasker dâiresi gibi, küllî ve geniş dâireden tut, tâ onbaşı dâiresi gibi cüz'î ve hususî herbir dâirede bir zuhûru, bir cilvesi vardır. Meselâ; bir nefer, o kumandanlık ünvân-ı a'zamının nümûnesini onbaşı şahsında görür, ona bakar, ondan emir alır. O nefer, onbaşı olduğunda çavuş dâiresindeki kumandanlık dâiresi nazarına çarpar, ona bakar. Sonra çavuş olsa, o vakit kumandanlık nümûnesini ve cilvesini mülâzım dâiresinde görür. O makamda ona mahsûs bir iskemle bulunur. Ve hâkezâ... yüzbaşı, binbaşı, ferîk, müşîr dâirelerinden herbirinde, dâirelerin büyük ve küçüklüğü nisbetinde o kumandanlık ünvânını görür.

Şimdi bir neferi, o kumandan-ı a'zam, bütün devâir-i askeriyeye taalluk edecek bir vazife ile tavzif etmek istese; bir müfettiş gibi her devâiri görüp ve görünecek bir makam vermek istese; elbette o kumandan-ı a'zam, o neferi onbaşı dâiresinden tut, tâ dâire-i a'zamına kadar birer birer gezdirecek; tâ görsün, görülsün. Sonra huzuruna kabûl edip sohbetine müşerref ederek, nişan ve fermân verip taltif ederek, tâ geldiği yere kadar bir ânda gönderir. Şu temsîlde bir noktayı nazara almak lâzım ki: Pâdişah eğer âciz olmazsa –sûrî olduğu gibi, manevî cihetinde de iktidarı olsa– o vakit ferîk, müşîr, mülâzım gibi eşhâsı tevkîl etmez, bizzat her yerde bulunur. Yalnız bazı perdeler altında ve makam sâhibi eşhâsın arkasında, doğrudan doğruya emri o verir. Bazı veli-yi kâmil olan pâdişahlar çok dâirelerde, bazı eşhâs sûretinde icraatını yaptığı rivâyet edilir. Şu temsîl ile baktığımız hakikat ise; acz, onun içinde olmadığı için, doğrudan doğruya herbir dâirede emir ve hüküm, kumandan-ı a'zamdan geliyor. Onun emriyle, irâdesiyle, kuvvetiyledir.

İşte şu temsîl gibi; Hâkim-i Arz ve Semâvât, Emr-i Kün Feyekûn’e mâlik, Âmir-i Mutlak olan Sultan-ı Ezelî ve Ebedî, tabakàt-ı mahlûkatında cereyan eden ve kemâl-i itâat ve intizam ile imtisal olunan, evâmir ve kumandanlığının şuûnâtı ve zerrâttan seyyârâta ve sinekten semâvâta kadar olan tabakàt-ı mahlûkat ve tavâif-i mevcûdâtta küçük-büyük, cüz'î-küllî tabakàtı ve tâifeleri ayrı ayrı, fakat birbirine bakar bir tarzda birer dâire-i Rubûbiyet, birer tabaka-i hâkimiyet görünüyor. Şimdi, bütün kâinâttaki

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.