Eğer taayyün edip perde altından çıksan, mükerrem iken altında; üstünde zâlim olursun. Güneş iken orada; burada gölge edersin.
İhvânını düşürttürüp hem nazar-ı hürmetten, demek taayyün ve teşahhus, zâlim birer emirdir, sahîh doğru böyle ise, hem de böyle görürsün.
Nerede kaldı yalancı tasannu' ve riyâ ile kisb-i teşahhus-u şöhret? İşte bir sırr-ı azîm ki Hikmet-i İlâhî, hem o nizâm-ı ahsen.
Bir ferd-i fevkalâde, kendi nev'i içinde setr ile perde çeker, bununla kıymet verdirir, hem de eder müstahsen.
İşte sana misâli: İnsan içinde velî, ömür içinde ecel, olmuş mechûl ve mühmel. Cuma’da müstetirdir bir saat, kabûl olur duâ edersen.
Ramazan’da münteşir bir leyle-i zûkadir, Esmâü'l-Hüsnâ’da muzmer; İksîr-i İsm-i A'zam. Bu misâllerin haşmeti, hem de o sırr-ı hasen.
İbhamda izhâr eder, ihfada isbât eder. Meselâ: Ecelin ibhamında bir muvâzene vardır; her dakikada tutar ne vaziyet alırsan.
Kefeteyn-i havf ü recâ, hizmet-i ukbâ, dünya; tevehhüm-ü bekàî, lezzet-i ömrü verir. Yirmi sene mübhem bir ömür olsa ahsen.
Nihâyeti muayyen bin senelik bir ömre; zîra nısfı geçerse, her saati geldikçe güyâ adım atarak dar ağacına gidersin.
Şey'en şey'en üzülmek ve hem de tesellî vermez; sen de rahat etmezsin... ∗∗∗
62. Allah’ın Rahmet ve Gadabından Fazla Tahassüs Hatâdır
Allah’ın Rahmet ve Gadabından Fazla Tahassüs Hatâdır
Allah’ın rahmetinden fazla rahmet edilmez. Allah’ın gadabından fazla gadab edilmez.
Öyle ise işi bırak o Âdil-i Rahîm’e. Fazla şefkat elemdir, fazla gadab zemîme... ∗∗∗
63. İsrâf Sefâhetin, Sefâhet Sefâletin Kapısıdır
İsrâf Sefâhetin, Sefâhet Sefâletin Kapısıdır
Ey müsrifli kardeşim! Teğaddî noktasında bir iken iki lokma; bir lokma bir kuruşa, bir lokma on kuruşa.
Hem ağıza girmeden, hem boğazdan geçtikten, müsâvî bir olurlar. Yalnız ağızda, o da kaç sâniyede bî-hûşe verir nûşe.
Zevkî bir fark bulunur, dâim onu aldatır o kuvve-i zâika, bedene, hem mideye kapıcı, müfettişe.
Onun te'siri menfî, müsbet değil. Vazife yalnız kapıcıyı taltif ve memnun etmek! Nûş verirsin o bî-hûşa.
Aslî vazifesinde onu müşevveş etmek, tek bir kuruş yerine onbir kuruşu vermek, olur şeytânî-pîşe.
