dönmelerindeki tasarrufât-ı muntazama-i acîbeyi ihtar eder ve o ihtarda Rubûbiyet’inde münferid bir Sâni'in azamet-i kudretini ifhâm eder.
Demek Şems ve Kamer noktalarından beşerin zihnini gece ve gündüz, kış ve yaz sahifelerine çevirir ve o sahifelerde yazılan hâdisâtın satırlarına nazar-ı dikkati celbeder. Evet Kur'ân, Güneş’ten Güneş için bahsetmiyor. Belki, onu ışıklandıran Zât için bahsediyor. Hem, Güneş’in insana lüzumsuz olan mâhiyetinden bahsetmiyor. Belki, Güneş’in vazifesinden bahsediyor ki; san'at-ı Rabbâniye’nin intizamına bir zenberek ve hilkat-i Rabbâniye’nin nizâmına bir merkez, hem Nakkàş-ı Ezelî’nin gece gündüz ipleriyle dokuduğu eşyadaki san'at-ı Rabbâniye’nin insicamına bir mekik vazifesini yapıyor. Daha sâir kelimât-ı Kur'âniye’yi bunlara kıyâs edebilirsin. Âdeta basit, me'lûf birer kelime iken, latîf mânâların definelerine birer anahtar vazifesini görüyor.
İşte ekseriyetle üslûb-u Kur'ân’ın geçen tarzlarda ulvî ve parlak olduğundandır ki, bazen bir bedevî Arab bir tek kelâma meftûn olur. Müslüman olmadan secdeye giderdi. Bir bedevî ﴾ فَاصْدَعْ بِمَا تُؤْمَرُ ﴿ kelâmını işittiği ânda secdeye gitti. Ona dediler: “Müslüman mı oldun?” “Yok” dedi, “Ben Şu kelâmın belâğatına secde ediyorum.”
##### Dördüncü Nokta
Dördüncü Nokta: Lafzındaki fesâhat-i hàrikasıdır. Evet Kur'ân, ma'nen üslûb-u beyân cihetiyle fevkalâde belîğ olduğu gibi, lafzında gayet selîs bir fesâhati vardır. Fesâhatin kat'î vücûduna, usandırmaması delildir ve fesâhatin hikmetine, fenn-i beyân ve meânînin dâhî ulemâsının şehâdetleri bir bürhân-ı bâhirdir. Evet, binler defa tekrar edilse usandırmıyor. Belki lezzet veriyor. Küçük basit bir çocuğun hâfızasına ağır gelmiyor; hıfzedebilir. En hastalıklı, az bir sözden müteezzî olan bir kulağa nâhoş gelmiyor, hoş geliyor. Sekerâtta olanın damağına şerbet gibi oluyor. Zemzeme-i Kur'ân onun kulağında ve dimağında aynen ağzında ve damağında mâ-i zemzem gibi lezîz geliyor. Usandırmamasının sırr-ı hikmeti şudur ki: Kur'ân, kulûbe kût ve gıdâ ve ukùle kuvvet ve gınâ ve rûha mâ ve ziyâ ve nüfûsa devâ ve şifâ olduğundan usandırmaz. Her gün ekmek yeriz, usanmayız. Fakat en güzel bir meyveyi her gün yesek, usandıracak. Demek Kur'ân, hak ve hakikat ve sıdk ve hidayet ve hàrika bir fesâhat olduğundandır ki, usandırmıyor. Dâima gençliğini muhâfaza ettiği gibi tarâvetini, halâvetini de muhâfaza ediyor. Hattâ Kureyş’in rüesâsından müdakkik bir belîğ, müşrikler tarafından, Kur'ân’ı dinlemek için gitmiş. Dinlemiş, dönmüş, demiş ki: “Şu kelâmın öyle bir halâveti ve tarâveti var ki, kelâm-ı beşere benzemez. Ben şâirleri, kâhinleri biliyorum. Bu onların hiç sözlerine benzemez. Olsa olsa etbâ'ımızı
